Çocukken onu koruması gereken adam tarafından terk edilen; yine çocukken, başka adamlardan kaçmak ve hayatını korumak için kendini bir çukura saklayan; teselliyi başka bir adamın sevgi dolu kucağında arayan ama sonunda yine başka bir adamın ihaneti ve karanlığında hayatı paramparça olan Ladydi… Ve bütün bunlara rağmen annesi, karnındaki çocuk için hâlâ “Umarım erkek olur” diye dua eder.
Yazar, edebiyatın süsüne yaslanmadan, hayatın çıplak gerçeğini önümüze koyar. Daha çocuk yaşlarda bir kadının kendini nasıl, neden ve kimlerden koruması gerektiğini; ne yazık ki en acı biçimlerde öğrenmek zorunda kalan, Meksika’da büyüyen bir kızın hikâyesini anlatır. Bu hikâye yalnızca Ladydi’nin değil; onu okuyan her kadının, kimi zaman Ladydi’de, kimi zaman annesi Paula’da, kimi zaman da satır aralarında beliren diğer kadınlarda kendinden bir parça bulduğu ortak bir kader anlatısıdır.
Evlatlarını hayatta tutmaya çalışan anneler vardır bu sayfalarda. Gençliğini bir anlığına da olsa yaşamak isteyen, kendine ait bir hayat kurmaya çabalayan kızlar… Ve bütün ağırlığıyla hayatın içinde, düşe kalka da olsa kendine bir yer açmaya çalışan sayısız kadın. Bu yüzden bu hikâye bir kurgu olmaktan çıkar; sessizce, ama derinden, gerçeğe dönüşür.