Gülseda Öztürk

"Kilitlerin çok olduğu yerde anahtarları olan adam kendini kral gibi hisseder şüphesiz. Kralsınız şimdi, șu anda. Kral, sultan, bakan, vali... Adaleti olmayan elde, anahtar zulmün emrindedir."
Sayfa 104·Kitabı okudu
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
"Günlerden bir gün kanadı kırık bir kuş Süleyman'a gider ve kendini o hâle getiren adamdan şikâyetçi olur. Adamı getirirler huzura. Sırtında derviş cübbesi, başında serpuşu bir adam... Hz. Süleyman kuşun şikâyetinden söz edip adama ne olduğunu sorar. 'Sultanım, bu kuşu avlamak istedim. Beni gördü kaçmadı, yanına gittim, yine kaçmadı. Bana teslim olacağını düşünüp üzerine atladım. Tam yakalayacağım sırada kaçmaya çalıştı, o esnada kanadı kırıldı.' deyince Süleyman kuşa döner: 'Bak, şikâyetçisin ama adam haklı. Madem gördün, yaklaştığını fark ettin neden kaçmadın? Sinsice sokulmamış ki apaçık gelmiş yanına! Kaçıp kurtulabilir, bu duruma düşmezdin. Şimdi niçin şikâyet ediyorsun?' Kuş: ‘Sultanım, bakınız kıyafetine. Ben onu derviş kıyafetinde görünce bir dervişten bana zarar gelmez diye düşünüp kaçmadım. Dervişlerin gönlünde Yaradan'ın merhamet ırmağı çağlamaz mı? Allah'tan korkarlar, diye düşündüm.’ Hz. Süleyman şaşırır ve hak verir kuşa, kısas yapılmasını emreder: ‘Hemen dervişin kolunu kırın!' deyince yaralı kuş çırpınır: 'Efendim, sakın öyle bir şey yapmasınlar!' Sebebini soran Hz. Süleyman'a: 'Kolu iyileşince yine aynı şeyi yapacaktır. Üzerindeki derviş hırkasını çıkarttırın ve giymekten menedin. Çıkartsın ki benim gibi kuşlar aldanmasın.’ "Derviş donundaki avcılar varken gerçekler vurulup düşer. Vurulmayanın kanadı kırılır.”
Sayfa 75·Kitabı okudu
"Kızım, karnından değil kalbinden sevendir ana. Analar güçlü çocuklar doğurduğundan eminse evladının yiğitliğini göreyim deyin yıldız olup göğe ağar. Sen yıldızları gündüz yok mu sanırsın? Ne aydınlık ne karanlık onları yok eder. Görmezsin gündüz ama bilirsin oradadır. Oradadır işte! Göğün mavisine, grisine, karasına, kızılına karışır da oradan sana bakar. Ne zaman özlesen bir ıslık çal. Seni duyar. Bir rüzgâr ıslığını yüce dağ başına götürür. Ulu dağlar ak bulutlara... Bir bakmışın senin ıslık anana eletilmiş.
Sayfa 69·Kitabı okudu
Ne anlatayım durultacak, dinlendirecek? Ne anlatayım? Benim sözüm sakin mi? Ruhum sağ mı? Dilim dingin mi? Ben zelzeleyim. Zelzeleyi bildin mi Nenanne? Kör, Saime'nin dilinde dönen, sana gelen, seni tutan, nereye gideceğini bilemediğin arzyutanı... Ben hiç yaşamadım. Zelzele maviyi ayıran, Bezci Mehmet'in omuz başına kadar ölçüp yırttığı kefen bezi gibi toprağı yırtıveren bir şey miydi? Yeri sarsıp duvarları yürüten miydi? Zelzele önce sesiyle yutan mıydı? Geceyi biraz yeşile, biraz kırmızıya, bir çimdik sarıya boyayıp hem de hiç bunları yan yana koymamış gibi gökte görünen miydi? Bebeleri anaların kucaklarında toprağın altına koyan mıydı? Buzağıları meleten, kuzularla koyunları şaşırtıp ayıran mıydı?
Sayfa 68·Kitabı okudu
İnsan ne garip Nenanne! Yüksek bir sanatkârın birbiriyle iç içe koyduğunu kendi dünyasında keskin olanla ayırıyor. Kimi duvar, kimi makas... Fark etmiyor...Kendi sanatını var etmek için ilahi resmin dışında bir çerçeve düzenliyor.
Sayfa 67·Kitabı okudu