Hayat, sonsuzluğun ve sevginin sunduğu tüm olasılıkların bir parıltısı. İnsanların bu yalın hakikat karşısında küçücük oluşları, beni onlardan uzaklaştırıyor.
Hayat cömerttir, insan ise cimri. Sanki hayatla insan arasında görünmez bir uçurum var ve bu uçurumu aşmak için insanın kendi ruhuna dokunma ve onun yönünü değiştirme cesaretine sahip olması gerekiyor.
Bence olasılıklara yer açmak gerek, bunun için de beklenmedik olana açık olmak şart. Ben her geçen gün değişiyorum ve seksen yaşıma geldiğimde bile hem iç dünyamda hem de dışımda dönüşüm yaşamaya devam etmeyi umuyorum. Eğer o yaşa kadar yaşarsam, geçmişte yaptıklarıma takılıp kalmak istemem; kalan ömrümün her ânını dolu dolu yaşamak isterim.
İnsan ancak küçük şeyleri planlayabilir çünkü büyük şeyleri planlamaya kalkıştığında, onları da kaçınılmaz biçimde sıradanlaştırır.
Keşke göğsümü açıp kalbimi çıkarabilsem, ellerimin arasına alıp herkese gösterebilsem. Çünkü bir insanın en derin arzusu kendini bütünüyle açabilmek, yakını tarafından anlaşılabilmektir. Hepimiz kapının ardına gizlediğimiz o ışığın bir gün odanın tam ortasına, gözlerin kaçamayacağı bir yere konmasını isteriz.
"En tehlikelisi dinlemektir" diye düşündüm
"bilmek, öğrenmek, haberdar olmak, kulakların tıpkı gözler gibi istendiğinde telaffuz edilen şeye kapatılabilen kapakları yoktur, az sonra duyacağını bildiğin şeyi dinlemekten kaçınmak imkânsızdır, hep fazlasıyla geçtir. Artık biliriz ve bu bizim bembeyaz ya da solmuş ya da korkmuş ya da ürkek kalbimizi lekeleyebilir".