İnsanın, baştan içine kapatıldığı dairenin mutlak çıkmaz olduğunu bile göre seferler düzenlemesi, başkalarının çemberlerine çarpıp yüzü gözü kan içinde kendisine döneceği yolculuklara çıkması anlaşılır şeylerden değil.
Bitkin düştüğümde, başkalarının hayatına bakıp dinlendim, başkalarının kitaplarını okudum, durduğum yerden kalktım ve durabileceğim başka yerler aradım. Bulut su olur yere düşer oysa, buhar olur arşa çıkar. Ben nereye çıkabilirim?
Hayır, bunca yılda yazdığım onca kitap, etrafımda beni kırılganlığımda koruyacak bir duvar örmeye yetmedi. Şiirden şiire, yazıdan yazıya, karmaşasını arttırarak biçimlenen labirentimin içinde miyim, tam tersine, onun gizli kapaklı dilinden ibaret miyim? Sorular sordum, dönüp hep beni yaraladılar. Gövdemin ve ruhumun her zerresi acıyor artık. Kitaplar yazdığımı sanıyorlar, görüyorum: Ola ki birkaç kişi, benim gerçekte inlediğimi farketmiş olabilir, duyulabilir diye çıkarıyorum bu kuş seslerini.
sonuç olarak, herkes kendi saptığı anayoldan, yanyollarda oyalanışından, yolunu yitirmiş olmaktan birbaşına sorumludur. Bulacağınız yolu sizin adınıza, yerinize ben bulacak değilim. Kayboluşunuzu da hazırlayamam. Genetik haritanızı, pusulanızı tarayın, yoklayın bile diyemem: Geçmişimiz çoktan silinmiştir. Ola ki geleceğe, silinmesi güç birkaç iz bırakabiliriz.