Nasıl olur, diyecektim, nasıl olur da bir erkeği bu kadar sevebilirsiniz, yüzünü satır satır hatırlarsınız, sesi içinizde yankılanır, size beni unut beni unut beni unut dememiş gibi, bir an bile unutmadan, hala sevebilirsiniz? diyecektim, ağzımdan nasıl çıktı anlamadım:
"Gençliğiniz haram olmuş desenize," dedim.
Çok şaşırdı, çevresine siyah, kalın sürmeler çektiği gözleri iri iri açıldı:
"İnsan gençliğini aşka vermezse, gençlik neye yarar?" dedi.
Saçma sözler sarf ettim, ne inandığım ne inanmadığım sözler; tatmadığı bir duygu hakkında akıl yürütmeye kalkışan zavallı bir adamın acınası çabası.
"Ama sonunda kaybeden siz olmuşsunuz."
"Kayıp mı? Kaç kişi böylesine sevebilmiştir dünyada?"
"Ama kucağında bir kucak korla kalan siz olmuşsunuz."
"İyi ya, boş değildi kucağım."
"Ama yandınız, kül oldunuz."
"Ama vardım, kül bunun kanıtı"
Aşk olmayan evde, giderek azalıp yok olan bir parfüm, buharlaşarak uçup giden su gibi eşyanın ruhu da yok oluyor. Maddenin anlamı kalıyor geriye. Tek başına ve aşksız yaşayan bir adamın evinde ise eşya evin efendisi kesiliyor. Musluklar bozuluyor, sandalyeler eklem yerlerinden ayrılıyor, koltuklar ihtiyarladıkça ufalan insanlar gibi küçülüyor sanki. Eşya yalnızlıkta çok ses veriyor.
Beni aşka çok yaklaştıran kadına hak veriyorum. Aşksız beden insanı sadece üzer.
76.BÖLÜM
İnsan doğduğunda yumuşak ve zayıftır, öldüğünde ise sert ve güçlüdür.
Bu her şey için geçerlidir.
Ağaçlar ve bitkiler büyürken yumuşak ve narindir, öldüklerinde ise kuru ve solgun.
Sertlik ve güç ölümün, yumuşaklık ve zayıflık ise yaşamın doğal sonucudur.
Bu yüzden gücüne güvenen kişi savaşı kazanamaz, dallarıyla yere uzanan ağaç budanmaktan kurtulamaz.
Sert ve güçlü olan aşağıdadır, yumuşak ve zayıf olan ise yukarıda.