Roman, sıradan bir hikâye anlatmak yerine okuru sürekli şaşırtan, sürükleyen ve yer yer zihinsel olarak zorlayan bir kurguya sahip. Kahramanın kimlik, gerçeklik ve varoluş arasında gidip gelen hikâyesi; popüler kültür, felsefe ve absürt mizahla harmanlanıyor.
Menteş’in dili alışılmışın dışında: kısa, çarpıcı ve aforizma tadında cümlelerle dolu. Bu da kitabı okurken hem çok hızlı ilerlemenizi sağlıyor hem de sık sık durup “Ne dedi şimdi?” diye düşündürüyor. Kitap klasik roman yapısından oldukça farklı.
“Dublörün Dilemması”, aslında modern insanın kimlik arayışını ve sahicilik sorununu eğlenceli ama bir o kadar da derin bir şekilde sorguluyor. Okurken hem güldüren hem düşündüren bir eser.
Zira sistem güçlendikçe kırılganlaşıyor. Çünkü bir yanda sürekli güç kaybedenler, öbür yanda giderek gücünü arttıranlar var. Güçlünün zaafı, kaçınılmaz bir biçimde, zayıfın zaafından daha belirgin. Bu şartlarda hareketsizlik bile, küreselleşen yıkıcılık karşısında otomatik bir boyun eğiş, nesnel bir suç ortaklığı anlamına kavuşuyor.