Gökçe Yıldız

Selam arkadaşlar.yazarimizin kitaplarının hepsini çok severek okudum.#morsalkımlısokak da severek okuduğum bir kitap oldu Başrol kızımız Ahu 25 yaşında ve moda tasarımı okuyan güzeller güzeli bir kızdır. Ve mahallede kendine ait bir terzi dükkanı vardır. Onu sürekli evlendirmek isteyen annesi ve görücülerle başı beladadır. Başrol erkeğimiz Poyraz ise 30 yaşında ve ekonomisttir. Ama aynı zamanda hobi olarak taksicilik yapmaktadır. Ve Ahu'nun abisinin de askerlik arkadaşıdır. Taşınmak için ev arayan Poyraz'ın askerlik arkadaşı olan Keremi araması ve onun da "Ne arıyorsun tertip, bizim boş bir daire var. Sen toplan gel, hallederiz." demesi ile Gümüşhane'den İstanbul'a gelirler ve olaylar başlar. Konusu, karakterleri, olaylarıyla çok sevdiğim bir kitap oldu. İlk görüşte aşk konusunu pek fazla okuyamasam da bu kitapta öyle değildi. Adeta beni içine çekti. 3. Kişi ağzından anlatılmasına rağmen bütün duygular bana çok güzel geçti. Yan karakterlerin aşklarını okumak da çok keyif vericiydi. Favorim Cansu ve Halil'di
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Selam arkadaşlar.daha önce #elfkralıileanlaşma okuyup çok beğenmiştim .bu kitabı da severek okudum. Aşkı yalnızca ailesinin parçalanma sebebi olarak gören Katria kendisini asla bu duruma sokmayacağına yemin etmişti. Bu yüzden de Fenwood isimli gizemli bir lordla zorla evlendirildiğinde tozpembe hayallere kapılmamıştı. Fakat eski hayatından kaçmak isterken tam da en korktuğu şeyin kalbine koştuğundan habersizdi.   Yeni evinde tuhaf kurallar vardı; kocasının yüzüne bakması, gece ne duyarsa duysun odasından çıkması ve gerçek olduğuna asla inanmadığı perilerle dolu ormana yaklaşması yasaktı. Görmemesi gereken bir ritüele şahit olduğunda ise kendini Ortadiyar’da bulacaktı.   Orada sağ kalmak bir insan için yeterince zorken, yanlışlıkla ele geçirdiği kadim büyü, kana susamış bir kralın da onun peşine düşmesine yol açacaktı. Perilerin kaderi artık Katria’nın ellerindeydi, peki ya
Selam arkadaşlar.guzel bir tarihi okuma ile geldim. Tarihi Roman değil, Tarihin Romanı! Aleviler Hazaryalı Musevi Türklerin ardılları mı? Osmanlı Anadolu’ya geldiğinde Alevi miydi? Padişahlar kardeşlerini katlederken haklı mıydılar? Osmanlı, ne zaman ve neden Müslüman oldu? Ve II. Selim sarhoş, sefih birisi miydi; yoksa Osmanlı Tarihi?nin en büyük strateji dehası mı? Bunlardan başka daha pek çok sorunun üzerine cesaretle eğilen Cahit Ülkü, hepsine çarpıcı ve gündem sarsıcı yanıtlar veriyor. Denebilir ki bu romanı okumadan Osmanlı’yı anlamak olanaksızdır. Bu romanda, aynı zamanda Resmi Tarih in bizleri ne denli aldattığını görerek yüzleştiğiniz gerçeklerle allak bullak olacaksınız. Suların Getirdiği Padişah başlı başına bağımsız bir roman olduğu kadar yazarın çok tartışılan, uzun süre en çok satanlar listelerinde yer alan “Son Hazaryalı” adlı romanının ayrılmaz devamı niteliğinde Üstelik dil açısından Türk edebiyatına damgasını vurmaya aday bir yapıt. Bu romanla gerçek Hürrem’i yakından tanıyacak, şehzadeler arasındaki kanlı savaşlara, evlât katillerine yüreğiniz yanarak tanık olacak; en görkemli çağında Osmanlı’nın içten içe nasıl çürümeye başladığını görerek hüzünleneceksiniz.
Selam arkadaşlar.Agustos ayında Fakir Baykurt hikayelerine ayirmistim bundan sonra biraz ara verip devam edeceğim Fakir Baykurt, öykülerinde köy yasaminin sertligi, yoksulluk, cahillik, taassup, batil inanç, sömürü gibi sorunlari ele alarak köylünün maddi ve manevi dünyasini toplumsalci ve gerçekçi bir bakistan isliyor. Gözlemlerden, canli tanikliklardan yola çikan yazar, günlük konusma dilini öyküye tasiyarak zaman zaman mizahi bir dil kullaniyor; bürokrasinin çarklari arasinda sikisan ama içinde de bir umudu barindiran "siradan insani", yasadigi yerin atmosferiyle birlikte çarpici bir biçimde betimliyor.
Edebiyat
Okumak hakkında
Selam arkadaşlar. Fakir Baykurt, öykülerinde köy yaşamının sertliği, yoksulluk, cahillik, taassup, batıl inanç, sömürü gibi sorunları ele alarak köylünün maddi ve manevi dünyasını toplumsalcı ve gerçekçi bir bakıştan işliyor. Gözlemlerden, canlı tanıklıklardan yola çıkan yazar, günlük konuşma dilini öyküye taşıyarak zaman zaman mizahi bir dil kullanıyor; bürokrasinin çarkları arasında sıkışan ama içinde de bir umudu barındıran “sıradan insanı”, yaşadığı yerin atmosferiyle birlikte çarpıcı bir biçimde betimliyor. Fakir Baykurt, Efkâr Tepesi’nde, 1959-1960 arasında çeşitli yayın organlarında çıkan yazılarını toplamış. Bu yazılar gerçeklerden yola çıkan bir anlatı aslında. Partizanlık, din sömürüsü, köyün yoksulluğu, köylünün cahilliği, okur-yazarlık, kız çocuklarının okula gönderilmemesi gibi konular çarpıcı bir biçimde ele alınıyor. Kuşkusuz ki okur bugünle bağ kuracaktır kitabı okuduğunda… Yollarımız, sokaklarımız, yazın tozdan, kışı çamurdan geçilmiyor. Martta nisanda pabucumuzu kurtarıp bir evden bir eve gidemiyoruz. Evlerimiz, eriyen karla, yağan yağmurla su içinde. Damlarımızdan, tavanlarımızdan sular eleniyor. Kilimi keçeyi ıslatmamak için oraya buraya çanak diziyoruz. Okullarımız da akıyor! Okullar aktıkça, çocukların öksürüğü artıyor. Hâlâ köylerimizin okul davası, kasabalarımızın hamam davası, helâ davası çözülmemiştir. Dört yıl önce Kızılay parasıyla temeli atılan hamamın tamamlanması, gene Kızılay’ın yapacağı yardıma bağlıdır. Epeyden beri de, okul çocuklarımızı, Sam Amca’nın süt tozuna alıştırmaya çalışıyoruz. Çiftçilerimiz, Toprak Ürünleri
2023 Okuma Raporları