Kılıç Ali’nin Atatürk’ün fedaisi, hatta tetikçisi gibi davrandığını bildiğim için “onun anılarından öğreneceğim ne olabilir?” diye düşünürdüm fakat son yıllarda Atatürk ve tek parti döneminden kalma faşist, hukuksuz, adaletsiz, zalimane uygumlalar, dayatmalar, karanlık cinayetler artınca onun anılarını da okuma ihtiyacı hissettim.
İyi ki de okmuşum. Zira Atatürk ve dönemini yüz ayrı kaynaktan da okusanız, onu kimse Kılıç Ali kadar anlatamaz ve onun anıları aynı zamanda bir itiraf sayılır. Örneğin gerçekte “Kılıç Ali” adlı birsi yoktur. Onun gerçek adı Asıf’tır ama her şeyin en iyi ve en doğrusunu bilen “ulu önder” ona bu adı uygun görmemiş ve adını “Kılıç Ali” koymuştur.
Kitaptan anlaşılan ve kesin olan bir şey: Atatürk övülmeyi, alkışlanmayı, ona kayıtsız şartsız biat edilmesini çok seviyor. Zaten 1924’den sonra da çevresinde ondan menfaati olmayan, makam mevki beklemeyen ve ona tapınmayan hiç kimse kalmıyor.
En güvendiği silah arkadaşlarına iki defa muhalefet partisi kurduruyor, halk Atatürk ve İnönü’nün politikalarını onaylamadığını gösterip, bu partilere yönelince de derhal bu partileri kapatıp, liderlerinin evlerini bastırıyor, onları çeşitli entrikalarla İstiklal Mahkemelerinde idamla yargılatıyor. O kadar ki, hakkındaki idam fermanına rağmen, onu koruyup kollayan Karabekir, İnönü’nün destek vermemesi üzerine idamdan kurtuluyor ama anılarının yer aldığı kitabı daha dağıtımı yapılmadan, topluca alınıp, yakılıyor, evi basılarak alınan anı defteri de aynı akıbete uğruyor. Ve Karabekir artık ölene kadar göz hapsinde, gözetim altındadır.
Ankara İstiklal Mahkemeleri üyeleri Ali Çetinkaya, Kılıç Ali asker, Reşit Galip ise doktordur ve hiçbirinin hukuk eğitimi yoktur. Fakat her akşam sabaha kadar Atatürk’ün rakı sofrasındadır bunlar. Birçoğunun kaydı bile tutulmamış,