"Bazı konaklama yerlerinde bir iki gün kalıp giderlerdi. Büyük evler kurmayıp "urankay", "abılayşa", "jappa", "itarka" denilen çeşitli küçük, dar, alçak, basit çadırlar kurulurdu. Herkes kendi beğendiğine göre bunlardan birisini kurardı."
"Sadece ilk yattığı günün ertesinde büyük annesinin isteği üzere, bir yaşlı kadın güneş batarken Abay'ı dışarı çıkarıp yeni kesilmiş koyunun akciğerleriyle göğsüne vurdu. Yüzüne su pıskırtıp üfürerek:
~Git felaket, git! Çocuğumdan çık! diye batmakta olan kıpkızıl güneşe doğru yöneltip tedavisini yaptı. Üflenmiş idi."
"O sadece "Darağacına asmak" denildiğinde içinden tiksinti duydu. Babasına çekinerek bakıp "Olmaz böyle birşey" diye düşündü. Ama iyice düşündüğünde darağacı denilen şeyin bozkırda, bu halkta hiç olmayan, görülmeyen birşey olduğunu aklına getirdi. Onun düşüncesinde bu Harun Reşit Halife döneminde, sadece Bağdat, Mısır, Gazne'de uygulanan bir cezaydı. Abay'a göre bu nedenle "Darağacına asmak" diye söylenmiş olabilir. Bu imkânsız, olmayacak birşeydi!"
Sayfa 29 - Cezası şeriat yolu. Şeriat neyi gerektiriyorsa o olur. Böyle bir suça Kazak töresinin söylediği birşey yok.·Kitabı yarım bıraktı