Hayata "DUR! artık yol bu taraftan değil" dediğim bir zamanda, kendime yeni bir yol arayışındayken, uzaklara gitmişken ve yapayalnızken okudum. Tercihen değildi, tesadüftendi.
Ahmet Ümit'in sürükleyici ve o kadar da merak ettirici üslubu bana tahmin edemediğim bam başka bir dünyanın kapısını araladı.
Herkeste o etkiyi yapmayacağını biliyorum. Bir vazgeçişten sonra okumanızı tavsiye ederim. Her vazgeçişte tekrar tekrar okurum. Her okuduğumda hayatımın akışındaki değişikliğe mutlu olurum.
Kitabın içinde sürüklenirken Alt-tab da Şems ve Mevlana hakkında araştırma yapmadan duramıyor insan. Mesneviden uzak insanlar için yumuşacık bir giriş kapısı.
Aşkı bilmeyenler için polisiye tadında güzel bir başlangıç.
İçinde sürüklenmekten en keyif aldığım romandır kendisi.
Aşıkların yolu, kanunu, ahlakı yoktur. Onların tek yolu vardır: Aşk. Onların tek yasası vardır: Aşk. Onların tek ahlakı vardır: Aşk. "Ama o hikayedeki kırlangıç, kendisinden katbekat büyük bir otoriteye başkaldırıyordu, sevgilisi için canını ortaya koyuyordu. Oysa bu hikayedeki kurban, kendini korumaktan bile aciz, zavallı bir genç kızdı. Kimya'nın ince boynu, narin bedeni, solgun yüzü canlandı gözlerimin önünde. Genç kızın donmuş gözlerinde, nefretine yenilmiş bir dervişin utancını bir kez daha gördüm. İçimde kabaran öfkemi bastırarak anlamaya çalıştım. O dönemin koşullarını düşünmek gerekir diye kendimi iknaya kalkıştım. Ama anarşist annemin sözleri izin vermedi buna. "Erkekler dünyayı ele geçirince de genç kızların gözyaşın kimse bakmadı. Teker teker toplumun saygın ya da zengin insanlarına eş olarak sundular. Onlara kimse fikrini sormadı. Sen bu adamı istiyor musun demedi, Birden kendimi annem gibi hissettim. Her zaman öfkeli, her zaman isyankar, her zaman kavgaya hazır. Hayır ben annem gibi değildim, daha