‘Bütün yaşamında sevginin açlığını çekmişti;
doğası sevgiye özlem doluydu; bu onun yaratılışının gereği idi. Yine de onsuz yaşamış ve giderek kalbini katılaştırmıştı. Sevgiye gereksinmesi olduğunu bilmemişti, bunu şimdi de bilmiyordu. O yalnızca sevgiyi yaşanırken görmüş, heyecanla ürpermiş ve onun iyi, yüce harika bir şey olduğunu düşünmüştü.’
‘Kitapları ve şiiri seviyorum ve zaman buldukça onları okudum; ama onlar üstüne sizin düşündüğünüz gibi düşünmedim. Bu nedenle haritasız ya da pusulasız sürüklenen bir gemiciyim. Şimdi yönümü bulmak istiyorum, belki beni doğru yöne yöneltirsiniz.’
‘Onun bir erkekte önem verdiği şey, her zaman zariflik olmuştu. Ama şimdi, kötü bir dilbilgisi ile onu her an şaşırtan bu adamın onu etkilediği ve hiçbir kimsenin onu böyle etkilememiş olduğunun farkındaydı.’
‘Bu biçimde karıştığım için beni bağışlayın bayan. Sanırım aslında böyle seyler hakkında pek, hatta hiçbir şey bilmiyorum. Bu benim sınıfım değil, ama ben onu kendi sınıfımdan yapacağım.’
‘Birden bocalayarak durdu. Bilgisizliğinin acı veren bilinciyle kafası karışmıştı. Okuduğu kitapta, yaşamın güzelliğini ve büyüklüğünü hissetmişti, ama kendi konuşması yetersizdi. Duygularını anlatamıyordu. Kendisini karanlık ve yabancı bir gemide, alışık olmadığı makineler arasında çalışan bir gemiciye benzetti.
Bu yeni dünya ile tanışmak göreviydi ve şimdi içindeki şeyleri Ruth'un anlayabilmesi için, onları anlatabilmeyi öğrenmeye karar
verdi. Ruth onun ufkunda gittikçe büyüyordu.’