(İyi) bilinmelidir ki; filozofların ihtilâflannm hikâyesine dal-
mak çok uzun sürer. Çünkü onların sözleri (körü körüne gidişle-
ri) uzundur, tartışmaları çoktur, görüşleri yaygındır, metodları
(birbirinden) uzak ve (birbirine) sırtını dönmüştür. Öyleyse biz
onların çelişkisini izhâr etme konusunda önderleri olan ve mual-
lim-i evvel, feylesûf-u mutlak olan (kişinin) görüşündeki çelişkiyi
açıklamakla yetinelim. Onların bilimlerini tertib eden ve düzen-
leyen -iddiâlarına göre -o olmuştur. Görüşlerindeki çıkıntıları o
silmiştir, arzularının esaslarına en yakın olanı o anndırmıştır.
Bu kişi Aristâtâlis'tir.
O (Aristoteles) kendisinden önce gelen herkesi, hattâ (filo-
zofların) yanında ilâhî Eflâtun (Eflâtun el-îlâhî) diye lakap-
lanmış olan üstâdını bile reddetmiştir. Sonra da üstâdına muha-
lefetini «Eflâtun dostumdur (severim), hak da dostumdur (seve-
rim), ancak hak ondan daha çok dostumdur (hakkı daha çok
severim) diyerek mazûr göstermiştir.
Bu hikâyeyi nakletmemizin (sebebi;) onların mezheplerinin
(görüşlerinin) kendi aralarında bile düzenlenmiş ve tesbît edil-
miş olmadığının ve onların kesin bilgiye ve araştırmaya dayan-
mayan zann ve tahminlerle hüküm verdiklerinin bilinmesini
sağlamaktır. Onlar, ilâhî ilimlerinin doğruluğunu hesap ve
mantığa dâir bilimlerinin ortaya koyduğu (neticelerle) delîl ge-
tirmeye ve böylece aklı zayıf olanları yavaş yavaş yoldan çıkar-
maya çalışmaktadırlar. Eğer ilâhî bilgileri -hesâba âit bilimleri
gibi- burhânlarla düzenlenmiş tahminlerden uzak olsaydı he-
sâpta nasıl ayrılığa düşmedilerse, bu (ilâhî ilimlerde de) ay-
rılığa düşmezlerdi