Kitabı okumadan önce konusu ne acaba diyerek bir bakınmıştım ve aşk romanıymış diye bir yargıya varmıştım. Kitabı bitirdiğimde ise bunun basit bir yargı olduğunu gördüm. İçinde insan ruhunu, duyguları, acıları, arzuları ve insana dair birçok başka kalbi hissi barındıran, anlatan bir kitaptı. O halde sadece bir aşk romanı demek çok basit kalır. Kitabın özeti benim gözümde şu şekilde: Felix şefkatli bir eli hiç hissetmemiş sevgi ne bilmemiş yalnız bir çocukluk geçirip ardından şefkati ve sıcaklığı hissettiği madam de mortsouf'a tutuluyor. Bu kadın evli ve 2 çocuklu bir kadın. Kendini ailesine adamış bir kadın. Felixin ona olan aşkı kadının içine işliyor. Kadına daha önce hiç tatmadığı, varlığını bile belki bilmediği arzularını hissettiriyor. Ama biz bunu kitabın sonunda öğreniyoruz. Çünkü bu kadın bunu hiç belli etmiyor ve felixe olan tutkusunu öyle bir bastırıp dönüştürüyorki kendini onun annesi rolüne sokuyor. Ve bu kadın tükenene kadar hep böyle devam ediyor. Bu kısım beni aşk üzerine düşündürdü. Aşkı hiç madam de mortsouf gibi yaşayan birini düşünemezdim. Kitabın sonuna kadar felixin sabrına ve saygısına şaşırarak okudum ama sonra gördüm ki asıl şaşırılacak fedakarlığı kadın yapmış. Kitabın sonunda ne oluyor peki mutlu son var mı? Hayır. Kadın felixin arzularına yenik düşerek başka bir kadınla beraber olması üzerine kederinden ölüyor. Felix için ise bu kadın bütün hücrelerine işlemiş bir tanrıça ve onun gölgesinin olmadığı bir ilişki yaşaması mümkün değil. Zaten kadının ölümünden sonra bu durum iyice imkansızlaşıyor. Ben çok üstünkörü anlattım. Daha değinmediğim çok nokta var. Güzel kitaptı.