Uğur Çevik

⦁ Oysa elyazması kitapların ölümsüzlüğü ne kadar da eğreti ve güvenilmezdir! Bir yapı ise ne kadar daha sağlam, sürekli ve dayanıklı bir kitaptır! Yazılı bir sözü yok etmek için bir meşale, bir barbar yeter. İnşa edilmiş bir sözü yıkmak için ise bir toplum ayaklanması, bir yeryüzü devrimi gerekir. Kolosseum'un üzerinden barbarlar geçti, Ehramların üzerinden de belki tufan geçmiştir.
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
⦁ Matbaanın icadı tarihin en büyük olayıdır. Bu Ana devrimdir. Baştan başa yenilenen insanlığın ifade tarzıdır, bir şekilden soyunup, bir başkasına bürünen insan düşüncesidir, Âdem Peygamber'den beri zekâyı temsil eden şu simgesel yılanın tam ve kesin gömlek değiştirmesidir mimari eğer rastlantıyla kalkınabilse bile, üstün bir duruma, egemen bir konuma gelemez. Eskiden yasayı edebiyat ondan almışken, şimdi o edebiyatın yasasına boyun eğecektir. Her iki sanatın rolleri yer değiştirmiş olacaktır. Hiç kuşkusuz ki, mimari çağında pek ender olan destanlar, anıtlara benzer. Hindistan'da Vyasa[91] bir pagoda gibi karmakarışık, garip, içine girilemez haldedir. Mısır şiirinde, yapılar gibi, çizgilerin yüceliği, dinginliği vardır. Antik Yunan'da güzellik, dinginlik, erinç vardır; Hıristiyan Avrupa'da da katolik yüceliği, halk saflığı, bir yenilenme çağının zengin, bereketli gelişmesi. İncil Ehramlara benzer, İlyada Destanı Parthenon'a, Homeros da Phidias'a. On üçüncü yüzyıldaki Dante son Roman biçemi kilisedir; on altıncı yüzyılda Shakespeare son gotik katedraldir
ister dinsel, ister felsefi olsun, ölümsüz kalmak her düşüncenin kendi çıkarınadır, çünkü bir kuşağı devinime getiren bir fikir başka kuşakları da harekete getirmek, iz bırakmak ister
içgüdüsel ve yabanıl bir yarı-insan olan biri onu güzelliği için, yüceliği için, görkemli bütününden yayılan ahenkler için seviyordu; bilgin ve tutkulu bir zekâya sahip olan öbürü ise onu içerdiği anlam için, mitosu için, duygu için seviyordu, tıpkı bir parşömende ikincisinin altından birinci metnin okunduğu gibi, kilisenin önyüzündeki yontuların altında dağınık duran simgeler için seviyordu; kısacası onu, ebediyen zekâya sunduğu muamma için seviyordu
⦁ Homeros'un dizelerinden daha başka bir şeylerin de bulunduğunu, insanoğlunun sevgiye gereksinme duyduğunu, sevgisiz, aşksız yaşamın kuru, çıplak, yaygaracı ve kulak tırmalayıcı gıcırtılı bir çarktan başka bir şey olmadığını öğrendi.