Ne var ki Yemen’de bu Osmanlı hakimiyetinin tarihi, ta başından beri, sonu gelmez karışıklıklar, isyanlar, mücadeleler tarihidir. Hele Abdülhamit zamanında Yemen, Türkler için düpedüz bir mezar olur.
Subay eksikliğini Osmanlı sistemi, erlikten gelen çavuş, başçavuşları önce Teğmen olarak subay rütbesine çıkarmak, sonra da terfi yoluyla bunlardan, Yüzbaşılar, Binbaşılar, hatta Yarbay,Albay ve Paşalar yaratmak suretiyle karşılıyordu. Bu Paşaların içinde tek kelime okur yazar olmayanlar vardı.
Mesela Abdülhamit’in en güvendiği, hatta nefsinin muhafazasını emanet ettiği Generallerden Beşiktaş Muhafızı Çankırılı Hasan Paşa, yahut Saray Muhafızı Tüfekçi Tahir Paşalar bir kelime okuma yazma bilmezlerdi.
Askeri eğitim müessesleri 3 000 000 km karelik bir alana yayılmış olan koca Osmanlı İmparatorluğunun Ordu subay ihtiyacını karşılayamıyordu. Mesela 1891’de Seraskerlik görevine getirilip, 1908 ihtilaline kadar bu vazifede kalan Rıza Paşa <<Hulasa-i Hatırat>>ında, görevine başlayacağı zaman Harbiye Mektebinin yılda ancak 90-100 kadar mezun subay verdiğini nakleder. İmparatorluğun 7 ordusuna yılda 100 subay!
26 Eylül 1906’da Kurmay Yüzbaşı olarak Erkanıharbiye Mektebini de gene birincilikle bitirdi… Padişah, bu gibi hallerde yürütülen bir takdir ödülü olarak, Erkanıharbiye Mektebini birincilikle bitiren Yüzbaşı Mustafa İsmet Efendiyi de, bir Maarif madalyası ile şereflendirdi.
Mustafa İsmet Topçu Harbiye’sini 1 Eylül 1903’te Teğmen olarak bitirdi. Henüz 19 yaşındaydı ve artık bir subaydı. Künyesi Ordu kütüğüne şöyle geçti:
<Reşit Oğlu İsmet İzmir.319(1903).I.Sahra…>
Evet, Mustafa İsmet, mektebi birinci olarak bitirdi.