“Ayrı tutma beni kendinden say”…
“Seni kendimden saydım” demişti.
“Bundan sonra yerin de ben’im yurdun da zamanın da. Değil mi ki seninle bir yangın harabesinde, Tiber’ e bakan iki sütunun arasında karşılaşmamız için yer ve onun üzerinde dönen gök küreler, yörüngelerinden sapmayan gezegenler söz birliği etmiş gibi. Düşün ki binlerle yıldır var olan, bizden sonra da binlerle yıl var olacak olan dünyadan gelip geçen sayısız ruhtan biriyiz. Hiç karşılaşmamış, birbirimizi tanımamış, hatırlamamış olabilirdik. Veya birimiz hatırlarken diğeri bu tanışıklığı inkar edebilirdi. Veya hiç hatırlaşmadan birbirimizin yanından geçip gidebilirdik. Diğer yarısını bulamayan bölünmüş bir ruh gibi kıyamete değin hasret çekebilirdik. Dahası, farklı zamanlarda yaratılmış olabilirdik. Ama bak binlerce yıl içinde aynı zamanda doğmuş, bunca kalabalık arasında tanışmış olmamız eğer kader değilse nedir? Bu bir mucize.”