Nevin diyor ki: Kuşlar bizim için yakalıyormuş güneşin son ışıklarını. Biz günbatımını onların kanatlarında görelim diye. Kuşları çok seviyorum o yüzden...
Bu akşam yine kuşların kanadında batıyordu güneş. "Biraz daha bakalım," dedim. "Olmaz," dedi anahtarlı teyze.
Biraz geç kapatsın diye Zeynep de söyledi, ama olmazmış. Akşamı geciktirmezmiş. Sen akşamı geciktirebilir misin İnci?
Nuran yatağına yattı. Tavana bakıyor.
"Hani işin vardı?" dedim.
Kızdı bana.
"Düşünüyorum ya, bu da iş," dedi.
Düşünmek ciddi bir işmiş. Hatta Nuran'ı düşündüğü için atmışlar buraya. Öyle söyledi.
"Yanına yatıp senle birlikte düşüneyim mi?" diye sordum.
Güldü o zaman. Büyüyünce beni de içeri atarlarmış, çok düşünürsem. Sahiden atarlar mı İnci?
1984 yılının bir Haziran öğle sonrası, demir kapı beni dışarı kapayıp Barış'ın çığlıkları içeride kaldığında, gün olup onun sesinin bunca çok insana ulaşacağı hiç aklıma gelmemişti. Barış'la ilgili anıları kâğıda dökmeyi düşünmediğimden değil, kâğıda dökülü sözün okuma alışkanlığı olan sınırlı kişiye bile çoğu kez iletilmediğini sezmemden.
Zerreden kürreye kadar yaratılmış cümle âlemin her bir ferdinin, kendi yapısındaki ihtişamın hayrete düşüren mükemmelliği ve bu sayısız efradın, kurtçuklardan gezegenlere varıncaya kadar bildiğimiz bilmediğimiz tüm varlıkların, birbiriyle ahenk içinde ve sonsuz hareket hâlinde akıp gidişlerindeki nizam ve uyum... İşte aklın künhüne ermesi bir yana hayal etmekte bile zorlandığı bu sistemi bir örneğe ihtiyaç duymadan, yoktan var edendir Bâri....