Eğer babanız ölmüşse onun ardından yazmak çok zordur. Ben babamı 14 yıl önce kaybettim, bu her ne kadar uzun bir zamanmış gibi görünse de değil aslında. Ne kadar zaman geçtiğinin de bir önemi yok çünkü sevilen birinin kaybının acısı öyle pek kolay bahşedilecek türden bir acı değil. Yas kalıcı bir şey bence, belki zamanla hafifliyor. O hafiflemeyi de zamanın rüzgarının onun üzerini usul usul örtmesi sağlıyor. Zaman onu içimizde bir yere gömüyor, görmüyoruz ama her daim orada olduğunu biliyoruz. Ben yazabilir miydim babam hakkında diye düşündüm, yapamam sanıyorum, zira hala fotoğrafına bile bakamıyorum. Bu yüzden Annie Ernaux çok acılı bir yazma süreci yaşamış olmalı diye düşünüyorum. Çok acılı, cesurca ve çok saygı duyulası bir süreç. Babasını onurlandırmaktan, onu sonsuza kadar yaşatmaktan, bambaşka ülkelerde yaşayan insanların onun bir zamanlar var olduğunun farkına varmalarını sağlamaktan daha güzel bir saygı duruşu olabilir mi? Bu kısacık, hüzünlü kitabı bu yüzden daha da çok sevdim.
Kalemini bu aralar özlediğimi hissedip okumak istediğim sevgili Ayfer Tunç’un en sevdiği eseri. Enteresan, sıra dışı, şaşırtıcı, tuhaf, bazen komik bazen hüzünlü çokça macera dolu, açıkçası daha evvel hiç okumadığım türden bir kitap. Sanırım bu türe “Karanavalesk Roman” deniyormuş. Çok yerinde bir isim
Ayfer Tunç, Murat Gülsoy ve Yekta Kopan’ın bir arada olduğu bir radyo programında, yazar Feyyaz Kayacan’ın “Bir Deli Değil’in Defterleri” kitabı üzerine sohbet etmeleriyle başlıyor kitabın yazılış hikayesi. Üç arkadaş bu kitaptan yola çıkarak delilik üzerine yazmaya karar veriyorlar. Sonrasında Ayfer Hanım başlıyor yazmaya ve 50-60 sayfa yazdıktan sonra arkadaşı Murat Gülsoy’a okutuyor. Murat Bey de “Bu kitaba devam edip tamamlamazsan iki elimde yakanda.” diyor. Ayfer Hanım da seve seve yazmaya devam ediyor ve bu muhteşem eseri bizlere sunuyor.
Kitap sarmal öykülerden oluşuyor, sürekli bir karakter ekleniyor. Yaklaşık 380 karakter okuyoruz, kimisine kısa bir göz atıyor, kiminin hayatına daha yakından bakıyoruz. Kimi defalarca başka karakterlerle karşılaşıp yeniden bize göz kırpıyor, kimi arada kaynıyor, silinip gidiyor. Bu kadar çok karakteri unutmadan nasıl okuyacağız diyenler olacaktır; Ayfer Hanım kitabın sonuna alfabetik olarak dizin hazırlamış. Oradan bakabiliyorsunuz takılınca. Ama kitabı okurken zaten fark edeceksiniz ki yazar, karakteri, size en belirgin özelliği veya yaşadığı olayla hatırlatıyor. Muazzam bir zekâ ürünü bu kitap.
Kitapta hiç bölümler yok, soluksuzca ilerliyorsunuz. Zorlanırım sanmıştım ama zorlanmadım, çok akıcı, çok sürükleyici. Yaşanan en dikkat çekici olaylar, adı belirtilmeyen bir Karadeniz şehrinde, tuhaf yapısı ile herkes tarafından yadırganan ve eleştirilen bir Ruh ve Sinir Hastalıkları hastanesinde geçiyor ve o hastane ile hayatında