Gurbet ünlü balta

Gurbet ünlü balta
@Grbt4850
…Bu varlık makamlarını Hacı Bektaş-ı Veli'ye de nispet edilen Şems-i Tebrizi'nin şu sözleri çok iyi açıklar: Şeriat der ki: seninki senin benimki benim; tarikat der ki: seninki senin benim ki de senin; marifet der ki: ne benimki var ne seninki; hakikat der ki: ne sen varsın ne ben.”
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Fenafillah (Allah'ta yok almak) tabiri sufi literatüründe her türlü mülkiyetten arınmayı ifade eder. Öyle ki Hakk yolcusu kendini bile yok saymalı, vücudunun dahi kendisine ait olmadığını bilmelidir. Kur'an, makamı mahmud'dan bahseder (İsra, 79). Makam-1 mahmud, övülmüş makam demektir. Meşhur bir rivayete göre Hz. Peygamber bu makamı şöyle açıklamıştır: Yoksulluğum övüncümdür. Hz. Isa da Incil'de şöyle der: Ne mutlu ruhta yoksul olanlara, göklerin egemenliği onların olacak (Matta; 5-3). Şeyh Bedreddin'in ölmeden önce ölmek rivayetini açıkladığı bu paragraf bu sözlerin açıklaması olarak okunmalıdır. Yoksulluk, mülkiyetten arınma, ruhta yoksulluk, mülkiyet hırsından, açgözlülükten, tamahkârlıktan arınma demektir. Ölmeden önce kişi övünç duyulan bu makama erişerek ölmeli, fenafillah olmalıdır yani Allah'ta/halkta yok olmadır. Hac'daki ihramda olduğu gibi her türlü sınıf, kast, statü, renk, ırk, ulus belirtisinden arınmalıdır.
Şunu bil ki, var oluş ile yok oluş (kevn ü fesad) ezeli ve ebedi-dir. Dünya ile ahret ise görecelidir (izafidir). Görünen dünyaya geçici (fani), görünmeyen ahrete sonsuz (baki) denmiştir. İkisi de ezelden beri vardı ve sonsuza kadar da var olacaktır. Kişilerin elde ettikleri kemâlâtın tatları, huriler, köşkler ve cennetlere benzetilmiştir. Bunlar takma adlardır. Çünkü eksik, câhil ve kıt akıllı kişilere gerçek ancak böyle anlatılabilirdi. Onlara açıkça anlatılsa bile, dünya lezzetlerinden geri kalmazlar. Bu nedenle böylesi bir dil kullanılmış, böylece bu kişilerin şevkinin arttırılması amaçlanmıştır. Böylece Allah'a ulaşmak için ibadetlere yönelirler ve gayret ederler de Hakk'ı idrak ederler. Allah gerçeği söyler ve doğru yolu gösterir. Allah'ın selamı ona olsun Peygamberimiz, hadisi şerifinde buyurmuştur ki: 'İnsanların malik olduğu şeylerden uzak dur, insanlar seni se-ver. Allah'ın katında bulunan (kibriya, azamet) gibi sıfatlardan uzak dur, Allah seni sever.' Sonuçta Allah'ın cennet vaatlerinin ve azap tehditlerinin tümü doğrudur ancak bütün mesele bunları anlamaktır. Ölmeden önce öl ta ki ölümsüz kalasın, denmiştir. Bu cümle şöyle yorumlanır: Ölmeden önce ölmekten maksat dünya lezzetlerinden, hayvani şehvetlerden uzak durmaktır.
İslam kelam tarihinde Eşariler Allah'ın kudret sıfatına, Mutezile adalet sıfatına vurgu yapmalarıyla bilinirler. Allah'ın doğal yasalara (istidada) uymak zorunda olduğu fikrini Eş'ariler Allah'ın mutlak kudretini sınırladığı gerekçesiyle kabul etmezler ve "Allah yaptıklarından sorumlu tutulamaz, dilediğini istediğini yapar" (faili muhtardır), derler. Mutezile ise "Allah yarattığı eşyanın doğal yasalarına uyar, kudreti adalet ile sınırlıdır" der. Bu tartışma batı düşüncesinde determinizm olarak bilinir. Şeyh Bedreddin'in bu konuda Mutezile eğiliminde olduğu görülüyor. Bu kelâmî meselenin siyasi ve sosyal yansıması ise devletin (sultanın, gücün, erkin) kudreti ile adaleti tartışması şeklinde ortaya çıkar. Nasıl ki Allah doğal yasalara uyuyor, devlet de adalete/hukuka uymak zorundadır, görüşü buradan gelir. Eğer Allah'ı kudreti sonsuz, yaptıklarından sorumsuz (layu'sel), dilediğini yapan, hiçbir kurala uymak zorunda olmayan bir varlık olarak düşünürseniz, devleti de öyle görürsünüz.
Kur'an otuz cüzdür. Bu otuz cüzden aşağı yukarı bir cüz kadarı dünya geçimiyle, geri kalan yirmi dokuz cüzün hemen hepsi ahretle ilgilidir. Kur'an'ın bu şekilde düzenlenmesi, esasında insanlara bir uyarıdır. Bu uyarı insanlara ve âlimle-re dünya ve ahret işlerine ne oranda süre ayırmaları gerektiğini göstermektedir.