Dilek

Dilek
Kitap okumayi seviyorum. Buradaki amacim sadece kitaplar hakkinda insanlarin fikirleri ve begendigim yazilari alintilamak.LUTFEEEEEN TANISMAK ICIN YAZI YAZMAYIN. Cevap yazmam. Ustelerseniz engellerim.
Uysal, neredeyse kibar bir sesle sormaya cesaret etti. "Efendimiz, babama ne olduğunu öğrenebilir miyim?" "Artık onun için endişelenmene gerek yok," diye beklenmedik bir cevap aldı. Bu kalbine bir hançer gibi saplandı. Sormaya yüreği dayanmıyordu ama bilmesi gerekiyordu... "Öldü mü?" diye fısıldadı. Kral kapının girişinde durdu ve öfkeli bakışlarla kızın üzerine yürüdü. "Atından düştü. Düşüşün onu öldürüp öldürmediğini bilmiyorum, umurumda da değil." Eliyle odaya girmesini işaret etti ama Serilda'nın kalbi sanki bir mengeneyle sıkıştırılıyordu ve hareket edebileceğini sanmıyordu. Av sırasında babasını gördüğünü anımsadı. Sevinçten havalara uçan o gülümsemesini. Şaşkınlıktan kocaman açılmış gözlerini. Gerçekten ölmüş olabilir miydi? Kral biraz daha yaklaşıp tepesinde dikildi. "Bu gece ikimizin de vaktini boşa harcadın. Güneşin doğmasına sadece birkaç saat kaldı. Ya bu samanlar sabaha kadar altına döner ya da her yer senin kanınla kırmızıya boyanır. Bu tamamen sana kalmış." Omuzlarını tutup onu kapıdan içeriye itti. Serilda sendeleyerek öne ilerledi. Kapı hızla çarparak arkasından kilitlendi
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Serseme dönmüş ve korkmuş bir halde peşlerine düşerken girmemesi ila babasına bağırıyordu. Çok koşmasına gerek kalmadı. Açık meydanın kenarına vardığında donakaldı. Babası ve Zelig orada onu bekliyorlardı. Ve etraflarını avcılar sarmıştı. Zelig, onların yanında ufak tefek, acınani kadar çelimsiz görünse de sanki bu güçlü savaş atlarına uyum sağlamaya çálışıyormuş gibi hiç olmadığı kadar gururlu duruyordu. Korkudan Serilda'nın midesine adeta taş oturmuştu. Erlking'in bakışlarıyla karşılaştığında titriyordu. Av partisinin önünde, o gösterişli küheylanın üzerindeydi. Bir de binicisi olmayan bir at vardı. Tüyleri mürekkep karası, beyaz yeleri güzelavrat çiçekleri ve incecik böğürtlen dallarıyla örülüydü. "Bize katılman ne hoş," dedi Erlking şeytani bir gülümsemeyle. Ardından av borusunu dudaklarını götürdü.
Sonunda uykuya yenik düşmüş olmalıydı ki başına yakın bir yerden gelen boğuk bir bam sesiyle uyandı. Birden gözlerini açtı. Kulaklarına boğuk bir kükreme sesi doldu. Kıpırdayan mum ışığıyla aydınlanmış tanımadığı dura lara bakıyordu. Ayağa kalktı ve mumun ahşap döşemelerde yuvarlandığını gördü. Şaşkınlıkla pelerinini kaptı ve yangın çıkmadan önce söndürmek için alevin üzerine attı. Her yer karanlığa gömülmeden önce, babasının sendeleyerek ondu uzaklaştığını görmüştü. "Baba?" diye fısıldarken, sesinin yüksek mi yoksa alçak mı olduğunu ke tiremiyordu. Ayağa kalktı ve tekrar ona seslendi. Akşam olunca ay çıkmışı gözleri yavaş yavaş vitray camla kapalı olmayan üç küçük açıklıktan sear ışığa alışmaya başladı. Babası gitmişti. Serilda peşinden gitmeye yeltendi ve birden ayaklarını kontrol edemediğni hissetti. Yere uzanıp mum parçası aldı. İçi bir tuhaf olmuştu. Avcılar mi? Onları bulmuşlar mıydı? Bunca şeyden sonra? Hayır. Belki de babası sadece uykusunda geziyordu. Belki... Pelerinini ve ayakkabılarını alarak hızla odanın ilerisindeki devasa salona koştu ve tam o sırada babasının bir köşeyi döndüğünü gördü. Serilda pe den gidip ona tekrar seslendi. Arkadaki ufak kapıya doğru gitmiyordu. Aksine, ayaklarını sürüye şehir meydanuna açilan ana girişe ilerliyordu. Büyük kemerli kapılar, bina tamamlanana kadar hirsızlara karsi tedbir amaçlı ahşap kalaslarla geçici olarak kapatılmışlardı. Serilda, babasının çalışanlardan birinin bıraktığı büyük bir çekici aldığını o an gördü. Çekici savurarak ilk tahtayı kırdı.
Gild hakkında bir şeyler bilmek istiyordu. Annesinin başından geçenleri öğrenmek istiyordu. Ama elinde sadece sorular vardı. Ve hiçbir zaman cevapları bulamayacağına dair acı gerçek. "Serilda? Serilda!" İrkildi. Anna kaşlarını çatmış ona bakıyordu. "Fricz sana bir soru sordu." "Şey. Affedersin. Ben... Hikayenizi düşünüyordum." Gülümsedi. "Şimdiye kadar gayet iyiydi." Dehşet dolu beş çift gözle karşılaştı. Ona katılmıyor gibiydiler. "Ne sormuştun?" "Geçit töreninde bizimle yürüyüp yürümeyeceğini sordum?" dedi Fric. "Şey, şey, ben gelemem. Artık büyüdüm. Hem ayrıca, ben..." Ben gitmiş olacağım. Sizden ayrılıyorum, Märchenfeld'den ayrılıyorum. Sansuza dek. Onlara söyleyemezdi. Böylesinin, onları bırakıp bir daha asla geri dön memenin çok daha kolay olacağını umuyordu. Onlarla vedalaşmaya göğüs germek zorunda kalmadan. Ama bunun hiçbir şekilde daha kolay olacağına gerçekten inanmıyordu
Yılın bu zamanı artan, gittiği her yerde onu takip eden mırıldanma şek lindeki yorumları duymazdan gelmek için elinden geleni yapardı. İnsanlar kendi kendilerine değirmencinin kızının festivale gelmesine izin verilmemesi gerektiğini mırıldanırlardı. Varlığının kesinlikle kötü şans getireceğini söylerlerdi. Bazıları yüzlerinde hafif endişeli bir ifadeyle bunu Serilda'nın yüzüne söyleme cesaretini ya da kabalığını gösterirdi. Evde hoş bir akşam geçirmek güzel olmaz mı Serilda? Hem senin hem kasabanın akıbeti için en iyisi... Ama çoğunluk arkasından konuşur, üç yıl önce festivale geldiğinden ve o yaz boyu nasıl kuraklık olduğundan bahsederdi. Bir de daha yedi yaşındayken, hastalığın kasabaya yayıldığı ve bir sonraki ay kasabadaki hayvanların neredeyse yarısının öldüğü o korkunç yıldan bahsederlerdi.Serilda'da olaysız geçen birkaç festivale katılmış olması hiç önemli değildi.