Kitabın ilk cümlesinde “Ertesi gün hiç kimse ölmedi.” diyerek konuya paldır küldür giriş yapıyor yazarımız. Bu giriş akıllara bir sürü soru getirse de kitap ilerledikçe sorularımız yazar tarafından, okurla konuşurcasına, samimi bir dille yanıtlanıyor. Ancak şöyle bir şey de var, yazar hikayenin akışını bozmamak için bazı detayları atlıyor. Bu yüzden size mantıksız gelebilicek şeyler olabilir. Konunun arka planından ziyade sadece anlatılan hikayeye odalanmak en mantıklısı. Gelelim kitabın konusuna.
Ölümün -burada ölümden kasıt elbette ölüm meleği- tabiri caizse işinden istifa etmesi sonucu artık ülkedeki hiç kimse istese bile ölmez/ölemez. Tabii ki bu olay başta iyi bir şeymiş gibi algılansa da akabinde bazı problemleri beraberinde getirir. Artık kimsenin ölmeyeceği kimsenin yaşlanmayacağı anlamına gelmiyor. Şöyle ki, insanlar artık sürekli yaşlanacak, yaşlılıktan kemikleri sayılacak hale gelseler bile ölmeyeceklerdi. Bu durum devlet görevlileri, din adamları ve halk için tam bir afete dönüşür. Mevcut hükümet şimdi ve gelecekte yaşanacak sorunları araştırırken halktan bazıları hastalıktan, yaşlılıktan veya çeşitli sorunlardan dolayı ölüm döşeğinde olan ama ölemeyen, dolayısıyla da bitmek bilmez acılara mahkum olan yakınlarının ölmelerini sağlamak için yollar arar. İş bununla bitmez, kitabın ilerleyen kısımlarında ölüm bizi daha önce görülmemiş bir olayla daha şaşırtmaya devam eder. Buradan sonrası spoiler olur. Keyifli bir okumaydı, vakti olan tek solukta bitirebilir.
Yazarla ilgili dipnot:
Saramago’yu daha önce okumuş olanlar bilir. Yazar bol virgüllü ve neredeyse hiç noktasız bir yazı tarzını kendisine uygun görmüş, bütün kitaplarını da bu şekilde kaleme almış. Yayınevi de yazarın bu özgün tarzına sadık kalmıştır. Benim için bu sorun teşkil etmiyor, ancak noktalama