Bütün bunlara rağmen, bu ıssız adanın kimsesiz sakini, mağarasının içinden dışarıya doğru başını uzattığı vakit hiç sönmeyen bir liman fenerinin yeşil ve kırmızı ışığını görüyor. Bu benim ümidimin ışığıdır. Benim ümidim... Yağını nereden alıyor? Fitilini kimler tazeleyip yakıyor? Bilmem. Fakat bu umut benim tek gıdamdır. Bu umut benim yaşam gücümün en son parıltısıdır.
Zavallı köylü çocuğu! Sen, iki üvey ananın yavrususun. Biri demin seni döven anadır, öbürü de seni her gün döven yurdundur. İkisinin acısı arasında, böyle kavrulup gitmişsin.
Zaten, yol uzundur. Köylülere sorarsanız, ''De-e şuracıkta,'' derler, amma köylülerin ''de-e, şuracıkta'sını ben bilirim. En kısa ''de-e'', 5-6 saat sürer.
Mustafa Kemal isminde bir büyük adam, bir büyük kumandan, İstanbul'dan çıktı, Anadolu'ya geçti. Erzurum'da, Sivas'ta, milleti başına topladı. ''Hükümet, devlet görevini yapmıyor. Biz kendi kendimizi koruyacağız. Düşmana karşı koyacağız.'' dedi. Şimdi , onun adamları taraf taraf Yunanlılarla, Fransızlarla döğüşüyor. Hepsi öyle kahraman kişiler ki...
Biliyordum ki, toprak katı ve tabiat zalimdir ve insan cinsi bozuk bir hayvandan başka bir şey değildir; biliyordum ki, insan hayvanların en kötüsü, en bayağısı ve en az sevimli olanıdır. Evet, bilhassa en az sevimli olanıdır.