Neredeyse ortaokuldan beri Kur'an meali okuyorum. Kur'an Arapçası dan ziyade meal okumak çocukluktan beri kabul ettiğim bir okuma şekli olarak görülmüştür daima bana. Ve Kur'an'ı lisedeyken Arapça lafzı ile okurken yanında yazılan meallerle takip ettiğimi hatırlarım..
Ortaokuldayken Kur'an meallerinin arasında bana hitap eden ayetler Allah'ın varlığı, birliği ve Onu tanıtan sıfatları ile ilgili ayetler dikkatimi çekmiş ve beni etkilemişti.
Ancak Nebe suresi 33 . ayette cennette verilecek ödülün ne olduğu ile ilgili tercümeyi fıtratım gereği kabullenememiş ancak, Allah öyle emretmiş ise kabulüm diyerek sessizce kabullenmiştim. O tercümede bir terslik olduğunu hissediyor ama ne olduğunu anlamlandıramamanın sıkıntısı ile içsel sorgulama yapmış, bir ortaokul öğrencisi olarak Kur'an lafzı ile tercüme arasındaki tezatlığı sadece hissetmiştim. Fıtratım bir türlü bu tercümeyi kabul etmemişti. Daha bunun gibi nice ayetleri ileriki yaşamımda da görüyor, cahilliğimden ve büyüklerimin öğrettiği yanlış bilgilenmelerimden bir türlü soyutlanamıyordum.
Ta ki karşılaştırmalı Kur'an tercümeleri okuyana kadar. İlk tesirinde kaldığım ve tüm okuduğum meallerden farklı ufkumu açan meal ve tefsir Muhammed Esed'in meali oldu. Daha sonra bu konuyu kendine dert edinen Türk ilahiyatçılarla karşılaştım. Daha sonra internet üzerinden yayımlanmış, ama kitap haline getirilmemiş "temiz fikir" adlı bir sitede Kur'an lafızlarının kök anlamlarını irdeleyen bir kişinin tercümesi, fıtratıma doğama uygun olduğunu anladım. Zira Rabbimiz fıtratımıza ters tek bir ayet bile indirmeyeceği inancı ile Kur'an lafızlarının kök anlamları ve diğer Kur'an ile açıklama yapılan bir tercümeye nihayet kavuştum.
Kur'an'ı Kur'an ayeti ile açıklamak, anlamak insanın önyargılı tercümesinden daha mantıklı geldi. Ve hala bu