Şayet insanlar da hayvanlar gibi, maziyi de, geleceği de düşünmeden, birbirlerinin altını oymaya çalışmadan, şu anın içinde kalarak ve bir yudum suyun tadına vararak yaşayabilselerdi, şu dünya daha az mutsuz bir yer olabilirdi.
Ne tuhaf. Bizi koruyan kollayan insanlar vardır etrafimızda. Hiç fark etmesek de onlar oradadır daima. Karşılık ya da minnet beklmeden, sadakatle, sevgiyle, sessizce... Nice sonra anlarız kıymetlerini. Hep geç kalırız teşekkür etmekte.
Kimse "ben şöyleyim, ben böyleyim" dememeliydi fazla. Belki de her insanın içinde hiç tanımadığı biri gizliydi. En sıkıntılı, en beklenmedik anlarda çıkıveriyordu. Müneccim Takiyeddin'in gözetlediği semavi cisimler gibiydi insan yüreği. Kimse bilmiyordu derininde ne esrarlar barındırdığını. Sadece tepemizdeki sema değil, aslında tek tek her insan koca bir muammaydı.
Hayatımızın bir haritası varsa şayet, yollarda değil, yol ayrımlarında çizilmekte. İki şey arasında tercih yaptığımız o kısa, kısacık anlarda. Göz açıp kapayana kadar değişir kaderimiz, tek bir kararla.