Öncelikle yazarın, “Emily Jane Brontë” kadın yazarlara karşı ön yargıların had safhada olduğu dönemde cesareti sayesinde takma isimle bu kitabı yazmış ve günümüze önemli bir eseri bırakmış olduğunu paylaşmak istiyorum.
Kitabımız 19. yüzyılın başlarında İngiltere'de yaşamış zengin Earnshaw ailesinin kızı Catherine ile ailenin evlatlığı Heathcliff arasındaki sancılı aşkı şiirsel bir dille anlatıldığı kaotik ama aynı zamanda sürükleyici bir hikaye
Ancak tabiki bu kadar basit cümlelerle anlatmak tekrar tekrar okumak istediğim bu kitaba haksızlık olacaktır
Dilim döndüğünce bahsetmek istiyorum umarım henüz okumamış olan kitap severlerde okuma isteği olur
Bu kitabı okurken birden fazla kere aşkın çok güçlü bir duygu olduğunu düşündüm. Şu da bir gerçek, aşk her insana aynı şekilde muamele etmiyor; kimi insanın içindeki tüm bencilliği ortaya koyarken, kimisinin de aşkı intikam duygusuna dönüştürüp ömrünü bu uğurda harcamasına sebep olabiliyor
Kitabın belli bir bölümünden sonra ister istemez okuduklarımızı hayat ile özdeşleştirmeye başlıyoruz
Sanırım ben de öyle bir bölümde kendimi şunu düşünürken buldum:
insanlar sadece kendi hayatlarını değil gelecek nesilleri de etkileyen aşklar yaşayabiliyorlar…
Spoiler vermemek daha doğru olur sanırım
İlk başlarda sıkıcı gelse de inanın bana iyi ki okumuşum diyeceğiniz bir kitap Uğultulu Tepeler
Bu arada şunu söylemeden geçemeyeceğim
Yazarın ölümünden bir yıl önce bitirdiği Uğultulu Tepeler'deki karakterlerin yalnızca hayal ürünü kişiler olmadığı, Brontë'nin çevresindeki gerçek kişilerden derin izler taşıdığı da biliniyor
Keyifli okumalar dilerim