Sevgi bazen yorar,
bazen de insana kendini yeniden öğretir.
Ben hâlâ kalbimi koruyorum.
Hâlâ kendime şefkatliyim.
Ve biliyorum ki,
bir gün sevgi
beni sınayan değil,
içimi ferahlatan bir yere varacak.
Uyku
Bu kitap, evliliğin içinde düzenli, güvenli ve mutlu olduğunu sanan bir kadının, aslında görünmez bir kafesin içinde yaşadığını fısıldıyor. Sayfalar ilerledikçe bazı cümlelerde kendimle göz göze geldim; düşündüm, içime döndüm. Kısa bir kitap ama bıraktığı his ağır… En çok da yarım kalmışlığıyla dokunuyor insana. Sonunu merak ettiriyor, fakat bir son vermiyor. Belki de bazı hikâyelerin bitmeye değil, fark edilmeye ihtiyacı vardır.
Babamı Kim Öldürdü
Babamı Kim Öldürdü kitabını okurken başta tereddüt ettim.
Kendi babamın hastalık sürecini yaşamış biri olarak, bu hikâyenin beni çok sarsacağını düşündüm.
Ama olmadı. Çünkü onun babası, benim babama hiç benzemiyordu.
O acımasızdı… sevgisizdi… yaralayıcıydı.
Benim babam ise eksikleri olsa bile kalbi olan, geride vicdan bırakan bir adamdı.
Kitap ilerledikçe şunu fark ettim:
Cennet de cehennem de aslında bu dünyada kuruluyor.
İnsan, yaptıklarıyla kendi yolunu döşüyor.
Her kötülük bir şekilde cezasını buluyor.
Belki hemen değil, belki bizim gözümüzün önünde değil…
Ama hayat hiçbir şeyi borçlu bırakmıyor.
Aynı şekilde her iyilik de, bir gün mutlaka güzellik olarak geri dönüyor.
İyi insanlar bazen çok zor şeyler yaşıyor.
Ama sonra anlıyorsun ki, yaşananlar aslında bir kayıp değil;
seni bazı yüklerden kurtaran bir arınma.
Hayat, o acıyla seni yanlış yerlerden, yanlış insanlardan, sana ait olmayan sorumluluklardan çekip alıyor.
Yaşadığımız her şey “neden benim başıma geldi?” sorusundan çok,
“beni neden bundan kurtardı?” diye düşünülmeli.
Ve bazen acı, sandığımız gibi cezalandırmaz…
Aksine, bizi özgürleştirir.
Yavaşlamak da bir ilerlemedir.
Bir kitap, bir kahve, bir yol…
İnsan bazen tam da bunlarla iyileşir.
Bu yıl kendime zaman ayırdım.
Ve bu, yaptığım en doğru şeydi.