Deli olmak, standart olana karşı direnmek demektir; standarttan kastettiği şey yolsuzluk, dalkavukluk, köleliktir. Kendi değerinin son derece farkında olan ve bunu saklama gereği duymayan biri olduğu için kibirli denilmesini de bir yere kadar anlar. Ona göre alçakgönüllülük, vasat insanların erdem anlayışıdır. “Ben küstah değilim,” diye düşünür, “sadece açık sözlüyüm.” Birçok insan bunu küstahlıkla karıştırır.
Sarı Yüz benim için sadece bir roman değildi; edebiyat dünyasının karanlık tarafını yüzüme çarpan rahatsız edici bir gerçeklikti.
Her sayfasında ayrı bir heyecan hissettim. Uzun zamandır bir kitabı okurken kendimi bu kadar “film izliyormuş” gibi hissetmemiştim. Akıcı, sürükleyici ve psikolojik olarak insanı sürekli sorgulamaya iten bir anlatımı vardı.
En etkileyici tarafı ise karakterlere tek bir pencereden bakamıyor oluşumuzdu. Bazen hak verdim, bazen öfkelendim, bazen de yapılanları korkutucu derecede gerçek buldum. İnsan hırsının, kıskançlığın, görünür olma arzusunun ve sektör içindeki ikiyüzlülüğün nasıl büyüdüğünü çok çarpıcı anlatıyor.
Bazı kitaplar bittiğinde sadece kapağını kapatırsınız…
Bazılarıysa bittikten sonra bile zihninizde konuşmaya devam eder.
Bu kitap benim için tam olarak öyleydi.
Kitap Hırsızı, Markus Zusak tarafından yazılmış ve Adolf Hitler döneminin karanlığını bir çocuğun gözünden anlatan, insanın içini sarsan bir eser…
Bazı kitaplar vardır, sadece okunmaz… insanın içine işlenir.
“Kitap Hırsızı”, savaşın, korkunun ve ırkçılığın hüküm sürdüğü bir dönemde; kelimelerin nasıl hem yıkıcı hem de iyileştirici olabildiğini anlatıyor.
Bir yanda nefretin kör ettiği insanlar, diğer yanda küçücük bir kızın kitaplara tutunarak hayatta kalma çabası…
Bazen bir kitap, sadece bir hikâye anlatmaz…
İnsanı, insanla yüzleştirir.
Bedeninin aşka olan açıklığı beni cezbediyor ve kalbinin teslimiyetiyle,evrenin kendisi
olarak yaşayan aşka kendimi açabiliyorum. Sevişirken orgazm ol ya da olma, bedeninin güven duygusu ve teslimiyete adanmışlığı benim için aşkın en derin mutluluğuna açılan gizli kapıdır.