Geri Bildirim

Kitap HırsızıMarkus Zusak

·
Okunma
·
Beğeni
·
12.996
Gösterim
Adı:
Kitap Hırsızı
Baskı tarihi:
Aralık 2012
Sayfa sayısı:
574
ISBN:
9786053480600
Kitabın türü:
Orijinal adı:
The Book Thief
Çeviri:
Selim Yeniçeri
Yayınevi:
Martı Kitabevi
Hiç Kimse Sıradan Değildir'in yazarı Markus Zusak'tan tüm dünyada büyük yankı uyandıran sıra dışı bir roman.Nazi Almanyası'nda geçmekte ve son derece yoğun bir şekilde bu tarihte alınan notlar ile birlikte ölüm anlatılmaktadır. II. Dünya Savaşı'nın dorukta olduğu bu günlerde, bir üvey anne ve baba ile birlikte yaşayan genç kızın, evlerine sakladıkları genç ile aralarındaki ilişki anlatılır. İlk olarak 2005 yılında yayınlanan kitap pek çok ödül kazanmış ve 230 hafta boyunca New York Times En Çok Satanlar listesinde yer almıştır
Kitap Hırsızı

"Yılın en çok beklenen kitabı. Olağanüstü... gerçekten muhteşem!"
-Publishers Weekly-

"Merak uyandıran, hayat dolu ve son derece ustalıkla yazılmış, nefes kesen bir roman; aynı zamanda harikulade ve sürükleyici."
-The Guardian-

Ödüllü yazar Markus Zusak'ın akıllara kazınacak kadar etkileyici ve şiirsel bir dille yazdığı bu roman, okuyucuya sunulan benzersiz bir hediye gibi...

"Hayatınızı böylesine derinden etkileyen başka bir kitaba daha rastlamamışsınızdır. Muhteşem!"
-GoodReads-

"Bu unutulmaz hikâye kalbinizi çalacak!"
-The New York Times-

"Güzel, felsefi bir yanı da bulunan sürükleyici bir roman...
Herkes okumalı!"
-Kirkus Reviews-

"Markus Zusak, zorlu bir konuyu ustalıkla anlatarak gerçek bir başarı yakalamış. Olağanüstü... Tek kelimeyle harika bir kitap."
-The Wall Street Journal-
(Tanıtım Bülteninden)
moj dragi....

Rahmetli dedem Üsküp'lü bir boşnaktı. Boşnaklar, çoğunlukla uzun boylu, sağlam yapılı, kumral ve ela gözlü olurlar. Orada doğmuş okumuş evlenmiş ve 1965 yılında Türkiye ye göç etmişti. Üsküp, Makedonya'nın başkenti ve en büyük kentidir.
Boşnak idi. Ne midir Boşnak? Tabii güzellikleri kadar, akan kan ve gözyaşıyla kendisinden söz ettiren Balkan ülkesi halkı boşnakların, bu ismi nereden aldığına dair birçok rivayet bulunuyor.
Hakan Albayrak, bu rivayetlerden bir tanesini Ebuzer isimli kitabında şu şekilde anlatıyor:
"İgman dağının eteklerinde İsevi dervişler yaşarmış. Bunlar İncil'de bahsi geçen son Peygamberi beklerlermiş. Bir gün "Vakit tamam, artık gelmiş olmalı" deyip son peygamberi bulmak ümidiyle yalın ayak yola koyulmuşlar. Yıllarca yürümüşler. Binlerce kilometre yol katetmişler. Ayakları kana bulanmış. Derken Medîne-i Münevvere'ye varmışlar. Medine'de önlerine çıkan ilk adama "Biz Allah'ın elçisini arıyoruz. Adı Muhammed" demişler. Adam "Ne yazık ki geç kaldınız. Allah'ın elçisi dün öldü" demiş. Dervişler içli içli ağlamaya başlamışlar."Ben Hattab oğlu Ömer" demiş adam. "Elçinin yakınıydım. Buyrun mescide geçelim, biraz soluklanırsınız. Bu arada ben size elçinin getirdiği mesajı anlatırım."
Dervişler teklifi şükranla karşılayıp, Peygamber mescidini kanlı ayaklarıyla kirletemeyeceklerini söylemişler. Bunun üzerine Ömer bin Hattab onlara sarı mesler hediye etmiş. Dervişler mesleri öpüp bağırlarına basmışlar. "Bir Peygamber dostunun hediyesini ayağımıza süremeyiz" demişler."Siz kimlersiniz?" diye sormuş Ömer bin Hattab.
"Biz Igumanlarız" demiş İgumanlar.
"Geldiğiniz ülkenin adı ne?"
"Geldiğimiz ülkenin adı yok."
"Peki, sizin dilinizde yalınayak nasıl denir?"
"Bos." "O halde ülkenizin adı biraz sizin dilinizden, biraz bizim dilimizden BOSNA olsun." Yalın ayağımız."
Bu rivayetin gerçeklik payı ne kadardır onu kestirmek zor. Neden mi anlatıyorum bunları kitap ile ne alaka dediğinizi duyar gibiyim. Dedem o zamanki rejim şartlarından dolayı ailesi ile Türkiye ye göç etmiş, Türkiye ye gelince burada da aman hoş geldiniz diye bir karşılama tabii ki olmamış bir boşnaktı.
Çok sıkıntı çektik moj dragi der başlardı anlatmaya. (moj dragi –canım kıymetlim demektir. ) Evet dedemin en kıymetlisi idim ben, dört kız evladından sonra doğan ilk erkek evladının ilk çocuğu. Erkek değildim elbet ama oğlunun evladı idim. Pek Türkçe bilmezdi dedem, "Üç dil birbirine karışıyordu. Rusça, Almanca ve mermice..." diye anlatılıyor ya kitapta hayat tasvir edilirken bizim evde de karma bir dil vardı Boşnakça Türkçe anlaşıp yaşardık. Yıllar geçmiş olsa da '' gavur bunlar, türk değiller, müslüman değiller'' eleştirilerine defalarca tanık oldum. Dedem, Üsküp te yaşadıklarını Müslüman halkın çektiği sıkıntıları, yaşatılan eziyetleri o gün tekrar yaşıyorcasına anlatırdı. Hele bir Taşköprü yapımı hikayesi var ki, umarım başka bir kitap incelemesinde dile gelecektir. Dinlemek yetmedi bir zaman sonra okul yıllarım başlayınca ne anlatırsa yazmaya başladım. Dedemin hikayesi halen sararmış kareli bir defterin sayfalarında yılların yükünü üzerinden atmak üzere bekliyor. Tıpkı Kitap Hırsızı Liesel’in ölümden kaçmak için sığınakta saklanırken yazdığı defter gibi. Sığınakta yazılmadı dedemin anlattıkları, çalınan kitaplar tercüman olmadı yazılanlara ama onun çalınan çocukluğunun, gençliğinin, hep özlemini çektiği hicret ettirilen topraklarının hikayesiydi. Savaş öncesi Üsküp’e defalarca gittim, Seneler sonra Sırplar tarafından Boşnaklara yapılan soykırıma hayret ederek Sırp Hırvat, Boşnak, Arnavut ayrımı yapılmadan aynı binada içiçe yaşayan sadece balkan halkı denilen insanların evlerinde aylarca kaldığımı hiç unutmadım.. Neden yapılır ki katliamlar yüzlerce yıl içiçe yaşayan bir ırk neden yok edilmek istenir ki? Orada yaşayan akrabalarım var , arada Türkiye ye ziyarete gelirler. Anlattıklarını dinleme imkanınız olsa inanın ki Kitap Hırsızı nda anlatılanlardan sadece işkence yöntemi olarak farklılık var. Yıllarca hitlerin soykırım uyguladığı nazi kamplarından birinde yahudi bir kişinin gördüğü işkencelerden dolayı duvarına eğer Allah varsa onu affetmem için ayaklarıma kapanmalıdır sözü hakkında ne düşünüyorsunuz bilemem ama Srebrenitsa katliamında vurulan dört yaşında bir çocuğun ölmeden önce annesine sorduğu "Çocukları Küçük Kurşunla Öldürürler Değil mi Anne?" soru da en az diğeri kadar acı verici.
Gelelim romana;
Ölüm meleğinin ağzından savaş yıllarının anlatıldığı
Annesi tarafından bir aileye evlatlık verilen , savaşı yaşayan ve tüm sevdiklerini kaybeden "Kardeşi kollarında ölmüştü. Annesi onu terk etmişti. Ama her şey bir Yahudi olmaktan daha iyiydi." İfadesinin tüm olanları izah etmeye yettiği Tanıtılan Liesel’in hikayesi. Ölüm meleği yaşanan utanç yıllarını anlatırken Hitler’in can almakta kendisine ne kadar yardımcı olduğundan bahsederken bile hüzünlü iken bir insanın bu kadar acımasız olabilmesine hayretler içinde tanık oluyorsunuz.

‘’ İnsan mutluluğunu çalabilir miydi? Yoksa bu da aşağılık bir içsel insan hilesi miydi?’’ diyen küçük Liesel’in yolculuğuna siz de hüzünle, acıyla nefret ve ara ara umutla eşlik edin derim. Okuduğunda benim hissettiğim gibi hissedecek misiniz bilemiyorum ama inanın ki o vahşette gülen kimde yoktu, hayat ise gülenle gülmekten ibaret değil şart değil de,kimi zaman ölenle ölmek gerekiyor...
Keyifli okumalar…
Öncelikle şunu belirtmeliyim ki daha önce bu tarzda yazılmış bir kitap okumadım. Nedeni ise, olay örgüsünün ilerleyen sayfalarda nasıl olacağına dair ana başlıklar şeklinde verilmiş olması. Bu, kitabın ilerleyen sayfalarında neler olacağını bilseniz de okurken, heyecanın azalmasından ziyade meraklanmanıza sebep oluyor...

Kitabı anlatan anlatıcı ise, her insanın hayatını bir kez ziyaret edecek olan bir varlık. Markus Zusak bu anlamda inanılmaz yaratıcı davranmış...

Kitabın olay örgüsü savaşa dayalı olsa da, günlük hayatın zorluklarını da ele almış. Üst kademe de olan siyasilerin önce halktan başlayıp en son kendilerine kadar dönen kararları bu kitapta savaşın ne kadar zor bir süreç olduğunu tekrar hatırlatmış...

1938 yılında evlatlık verilmek üzere tren yolculuğuna çıkan Liesel Meminger, yolculuk esnasında yaşadığı bir kayıp yüzünden, kitap hırsızı olarak hayatına yeni bir boyut katar. Yeni ailesi, Rosa ve Hans Hubermann savaşın zor şartları altında ona evlerini açarlar. Özellikle Hans Hubermann, çaldığı akordeon ile Liesel'in gönlünde ve evin karmaşık ortamına sanki canlılık katmaya çalışarak, savaşın tüm kötülüğünü unutturmak için; mesleği olan boyacılığı savaş sebebi ile yapamamanın eve ve eşine yansımalarına tepkisiz yaklaşarak, tüm sevgi ve şefkatini Liesel'e yönlendirmek için elinden geleni yapmaya çalışıyordu...

En yakın arkadaşı Rudy ise Liesel'in, Himmel Sokağı'na alışması için her şeyi yapıp ona olan ilgisini saklamıyor ve savaş ortamında çocukluklarını yaşamak için birbirlerine destek olup,dostluklarının arasına hiç bir şeyin girmesine izin vermiyordu. İkisi birlikte tüm sokağı gözlemliyor ve bu anlamsız savaşı anlamak için zihinlerini zorluyorlardı...

Hitler Almanya'sında Yahudilerin yaşadığı dramların arasında Ross ve Hans Hubermann canlarını tehlikeye atarak aldıkları kararın Liesel'e bir dost kazandıracağından habersizlerdi...

Liesel ise kelimelerin gücünü kitaplarda ararken, kitap hırsızlığına ve acımasız kayıplar yaşamaya devam edeceğini bilmeden iç çelişkilerini ve savaşın zalimliğine şahit olmaya devam edecekti...

Keyifli okumalar diliyorum...

Benzer kitaplar

Nereden başlayacağımi inanın bilmiyorum. Söylemek istediğim o kadar çok şey var ki. Sokaktan geçen insanları durdurup kitabı anlatmak istiyorum resmen. Elimden düşüremedim. Beni zaman zaman gülümseten bir kitaptı. ( ki gözlerimin dolduğu zamanlar daha çoğunlukta) 2.dünya savaşıni anlatırken gülümseten ilk ve tek kitap olarak tarih yazabilir.Sıcacık bir hikayeydi. Kelimelerin gücüyle iktidara gelen Hitler ve nazi Almanyası yine kelimeler kullanılarak ancak böyle güzel anlatılabilirdi. Dönem o kadar güzel anlatılmış ki. Üzerine yoğun çalışıldığı çok belli. Verilen emek oranınca da ortaya çok kaliteli bir iş çıkmış. Hans'ın savaşa gittiğinde ve ceset toplayıcılık işinde çalıştığı bölüm ve bombardıman sahnelerini bir solukta okudum. En sevdiğim karakter valinin karısı oldu. Oradaki beklenmedik süpriz gerçekten farklı bir tad verdi. Kurgusu dahice. Söyleyebilecek tek bir olumsuz lafım, eleştireceğim tek bir sayfa olmadı. Kendimce İkinci Dünya Savaşıyla ilgili roman yazmanın zor olduğunu düşünürüm. Hele ki iyi bir roman yazmanın. Çünkü ister istemez yazarın kimliģi ve sempati duyduğu taraf sayfalarda kendini gösteriyor sırıtıyor. Bu açıdan herkese eşit mesafede duran ve herkesin bir gün mutlaka tanısacağı ölüm meleğinin dilinden olması kitaba tarafsızlık katmış. Kitap hırsızının kitapları çalarak okuması dükkanın ilgi çekici, cafcaflı vitrini. İçeride daha ne hikayeler var....
Harika bir kitap okudum!!! Bitirdiğimde düşündüğüm buydu. Hâlâ da böyle düşünüyorum. Her yaştan insanın okuyabileceği sayfaları çevirirken tebessüm ettiren bir kitap. Ama insan şaşırıyor böyle zor, acı bir dönem olan 2. Dünya Savaşı Almanya'sı nasıl tebessümle okunabilir diye. Tabii bu duygusal yerleri olmadığı anlamına gelmiyor.
Kitabı okumaya başlarken ilk önce anlatıcının kim olduğunu anlayamamıştım. Bir iki sayfa sonra fark ettim ki çok iyi bildiğimiz biri. Ama tabii bunu size söyleyip sürprizi bozmak istemem. Kitapta böyle bir anlatıcı seçmek bence ayrı bir özgünlük kazandırıyor kitaba. Sadece bu da değil bence. Kitaptaki karakterler. Ya da anlatıcının spoiler vermesi fakat buna rağmen heyecanını yitirmemesi de diğer kitaplardan ayırıyor. Kitapta üslubu çok önemseyen biri olarak çok akıcı ve sade bir dil olduğunu söylemem gerek. Fazla betimlemeler yok ama buna rağmen karakterlerin duygusu sizi oraya çekiyor bir anda kendinizi Himmel sokağında buluyorsunuz. Kâh futbol oynuyorsunuz sokakta kâh bodrumda kitap okuyorsunuz. Karakterler öyle güzeldi ki onlardan ayrılmak insanı üzdü.
Demek istediğim şu ki güzel bir kitap okudum. Hani yıllar geçse bile kitaplığınızda bir kitap görürsünüz de o kitabı okuduğunuz zaman aklınıza gelir, karakterler ve oradaki duygu, sonra kalbiniz ısınır. Bu o samimiyette bir kitaptı. Mesela bu samimiyette aklıma gelen ilk kitap Şeker Portakalı. İşte öyle bir şey. Alıp okuyunca anlarsınız ne demek istediğimi :)
İlk 10 puanım da Liesel'e feda olsun!
Küçük bir kitap hırsızını ve ölümün penceresinden 1939 yılının Almanyasını,Yahudileri,Nazileri ve Hitler dönemini anlatıyor. Kahramanımız Liesel’in evlatlık olarak verildiği aileye geldikten sonra yaşadığı olayları tanıştığı insanları akıcı ve güzel bir anlatımla bize aktarıyor.Yazarın anlatıcı olarak seçtiği karakterde kitabı oldukça farklı kılmış.Böyle bir hikayeyi ölümün ağzından dinlemek oldukça farklı bir deneyim oldu benim için.Ayrıca hikaye tek bir konu üzerinde sabitlenmemiş aynı tarihler arasındaki farklı yerleri ve farklı insanlarıda bizlere aktaran bir kitap.
Kitabı elimden bırakamadım bir türlü ve sonunda bitirdiğimde de eksiklik hissettim.Okuduğum ve etkisinde kaldığım en güzel kitaplardan biriydi.Özellikle son sayfaları gerçekten çok etkileyiciydi.
Tabiki kitabının ardından filminide izledim.Filmlerin kitapları kadar iyi olmadığı düşüncem beni yanıltmadı yine filminden daha iyi bir kitapla karşı karşıya kaldım çoğu beklediğim şeyden yoksun bir filmdi özelliklede sevdiğim repliklerin hiç birini barındırmıyordu.Son olarak filmini tavsiye etmiyorum ama kesinlikle tavsiye edebileceğim bir kitap bir an önce mutlaka kütüphanenize eklemelisiniz,Merak uyandıran ve vicdanlara seslenen bir hikaye … İyi Okumalar :)
Muhteşem, zekanın ürünü, kelimeleri bu kadar ustaca kullanması hayret verici. Tanımlar, betimlemeler, ilginç ayrıntılar harika. Olay örgüsü, hikaye içinde hikayelerin olması ve resmen romanın içinde bir roman daha yazması yetenek hemde çok nadir rastlanan bir yetenek. Konusuyla da büyülüyor.
Böyle bir kitap yazdığın için teşekkürler Markus!
Kitap II. Dünya Savaşı sırasında Almanya'da geçiyor ve küçük kitap hırsızı Liesel ve oun yaşadığı Himmel sokağındaki diğer insanların hikayesini konu alıyor. Kitabın konusu çok farklı değil ya da bulunduğu ortam, benzeri romanlardan pek farkı yok bu yönde. Ancak bu kitabı bu kadar özel ve eşsiz kılan karakterleri ve kendine özgü olan anlatım tarzı.

Kitaptaki her karakter gerçekten çok iyi kurgulanmıştı, hepsi bir şekilde gönlünüzde yer sahibi oluyor ve onlarla yaşamaya başlıyorsunuz. Liesel, Rudy, Hans, Max ve diğerleri.. Hepsi mükemmel karakterlerdi, iyi ya da kötü olarak mükemmel değil, tamamen hayatın içinden, tamamen doğal ve kendinizi bulduğunuz ya da olmak istediğiniz karakterler. Bu arada sizi bilmem ama ben Hans Hebermann'ı okudukça aklıma Harper Lee'nin Bülbülü Öldürmek kitabındaki Atticus geldi ki o da benim en sevdiğim kitap karakterlerinden biridir.

Kitap Hırsızı çok yüksek tempolu, hop diye okunan bir kitap değil belki ama içinden çıkmak da hiç kolay değil. Ben üstüne fazla konuşmak istemiyorum bence bu kitabı okuyun ve kendiniz görün. :)

Küçük bir dipnot: Ben yazarın daha önce Hiç Kimse Sıradan Değildir adlı kitabını okumuş ve sevmemiştim, biraz tereddütlüydüm o yüzden ama tereddüdüm tamamen boşa çıktı.

http://yorumatolyesi.blogspot.com/...3/kitap-hirsizi.html
Kelimelerin gücünü kullanarak halkı hipnotize etmiş 1933' te iktidara gelmiş bir lider... Annesi tarafından Münih' te bir aileye evlatlık verilen Liesel'in okumaya olan aşkı ve başından geçen olay örgüsü...
Kendini siyahi koşucu Jesse Owen gibi gören Liesel' in en yakın arkadaşı Rudy...
Üvey aile Hubermanlar' ın sıcacık sevgi dolu yüreklerinin yer yer gözlerimi yaşartan hikayesi...
Evlerinin bodrumda -bütün tehlikelere rağmen zamanın en yapılmaması gereken fiilini gerçekleştiren bir aile- bir yahudiyi saklıyor.
Kitabın ölüm meleği tarafından anlatılmış olması sıradışı bir çizgi katmış hiç şüphesiz. Ölüm meleğini bana sevdiren bir kitap oldu aynı zamanda.
Herkese şiddetle tavsiye ediyorum. Okuyun okutun...
Keyifli okumalar...
Kitabın değişik bir üslubu var. Anlatıcı ölüm. Evet, bildiğiniz ölüm anlatıyor kitabı. Kitap 2.Dünya Savaşı yıllarında geçtiği için ölümün anlatacağı çok şey var. Kitaptaki bir diğer farklılık da ölecek karakterlerin ölmeden yazılması. Yani kitabı okurken spoiler yiyorsunuz. Benim spoiler konusunda takıntım olmadığı için sorun etmedim ama kitapta ne olacağını asla bilmek istemeyen kişiler rahatsız olabilir. Yine de karakterlerin öleceğini bile bile, acaba ne zaman ve nasıl ölecekler diye okumak çok ilginçti.

Kitapta en sevdiğim kitap karakterleri arasına giren karakterler var. Kitapta ölümüne en çok üzüldüğüm kitap karakterleri arasına giren ölümler de var. Kitap Hırsızı mutlaka okunmalı.
Savaşın insanlar üzerindeki etkileri, hayatlarını nasıl değiştirdiği etkili bir şekilde anlatılmış.
Azrail'in dilinden anlatılan çarpıcı bir Nazi Almanya'sı hikayesi. Küçük Domuz Kız'ın kitaplara olan tutkulu bağlılığının savaşa inat filizlenmesi ve çaldığı her kitabın onda bıraktığı etkiye çok güzel değinilmiş.Tabii bu uğurda yaptıkları da cabası. Yada yapmasına izin verilmesi mi demeliyim.
Okurken kendimi olayların içinde hissetmedim değil.
Tavsiye ederim.Oldukça etkileyici bir kitap.
"Her yerde kitaplar vardı! Duvarların her birinde aşırı dolu ama kusursuz raflar yükseliyordu. Duvarın boyası bile görünmüyordu. Siyah, kırmızı, gri her renkte kitapların sırtlarında farklı tarzlarda ve büyüklüklerde yazılar vardı. Bu, Liesel Meminger’in hayatında gördüğü en güzel manzaraydı."
Caddenin her yerinde insanlar vardı ama boş olsa, yabancı bundan daha yalnız olamazdı.
"Belki de kişi doğruca size bakıyor gibi görünürken, aslında başka bir şeyi izlediği veya sadece hayal kurduğu anlardan biriydi."
"Aslında kitabın neyle ilgili olduğu önemsizdi. Asıl önemli olan, taşıdığı anlamdı..."

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Kitap Hırsızı
Baskı tarihi:
Aralık 2012
Sayfa sayısı:
574
ISBN:
9786053480600
Kitabın türü:
Orijinal adı:
The Book Thief
Çeviri:
Selim Yeniçeri
Yayınevi:
Martı Kitabevi
Hiç Kimse Sıradan Değildir'in yazarı Markus Zusak'tan tüm dünyada büyük yankı uyandıran sıra dışı bir roman.Nazi Almanyası'nda geçmekte ve son derece yoğun bir şekilde bu tarihte alınan notlar ile birlikte ölüm anlatılmaktadır. II. Dünya Savaşı'nın dorukta olduğu bu günlerde, bir üvey anne ve baba ile birlikte yaşayan genç kızın, evlerine sakladıkları genç ile aralarındaki ilişki anlatılır. İlk olarak 2005 yılında yayınlanan kitap pek çok ödül kazanmış ve 230 hafta boyunca New York Times En Çok Satanlar listesinde yer almıştır
Kitap Hırsızı

"Yılın en çok beklenen kitabı. Olağanüstü... gerçekten muhteşem!"
-Publishers Weekly-

"Merak uyandıran, hayat dolu ve son derece ustalıkla yazılmış, nefes kesen bir roman; aynı zamanda harikulade ve sürükleyici."
-The Guardian-

Ödüllü yazar Markus Zusak'ın akıllara kazınacak kadar etkileyici ve şiirsel bir dille yazdığı bu roman, okuyucuya sunulan benzersiz bir hediye gibi...

"Hayatınızı böylesine derinden etkileyen başka bir kitaba daha rastlamamışsınızdır. Muhteşem!"
-GoodReads-

"Bu unutulmaz hikâye kalbinizi çalacak!"
-The New York Times-

"Güzel, felsefi bir yanı da bulunan sürükleyici bir roman...
Herkes okumalı!"
-Kirkus Reviews-

"Markus Zusak, zorlu bir konuyu ustalıkla anlatarak gerçek bir başarı yakalamış. Olağanüstü... Tek kelimeyle harika bir kitap."
-The Wall Street Journal-
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 1.854 okur

  • melinda gordon
  • ELİF
  • Duru Suiçmez
  • Sultan TOPUZ
  • FERİDE YAZICI
  • Fatıma Ebrar Nas
  • esra
  • Betül
  • Nergis Öztaş
  • Simge Konukcu

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%4.8
14-17 Yaş
%14.5
18-24 Yaş
%27.2
25-34 Yaş
%23.6
35-44 Yaş
%19.7
45-54 Yaş
%7.5
55-64 Yaş
%1.4
65+ Yaş
%1.4

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%80.3
Erkek
%19.6

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%39.9 (317)
9
%26.5 (211)
8
%16.6 (132)
7
%9.9 (79)
6
%4.2 (33)
5
%1.3 (10)
4
%0.3 (2)
3
%0.3 (2)
2
%0.5 (4)
1
%0.6 (5)

Kitabın sıralamaları