"Sözcüklerden nefret ettim ve onları çok sevdim, umarım onları doğru kullanmışımdır."
Bazen kimin iyi kimin kötü olduğunu bilemez insan. Tarafını dayatılar eşliğinde seçer. Bu da kişi içinde bir savaşa yol açar... Bu kitapta tarafını seçemeyen insanları izledim, onların birbirlerine karşı sevgilerini hissettim. Minik bir kız olan Liesel'in insanlara bağlanmasını, kitaplara, kelimelere ilgisini okudum. Konusu bile insan üzerinde muazzam bir etki bırakıyor.
Liesel babasını ve kardeşini kaybetmiş bir kız çocuğu. 2. Dünya Savaşı sırasında annesinin onu koruyucu bir aileye göndermesi üzerine Himmel Sokağı'ndaki yaşamı başlıyor. Babasına karşı inanılmaz bir sevgi duyuyor, evinde bir Yahudi olan Max'ı saklıyor ve ona dış dünyayı anlatıyor, arkadaşı, hayır bir arkadaştan daha fazlası bir kişiyle, ona aşık olan Rudy ile tarafını arıyor. Sözcüklerin büyüsü ile hayatı tamamiyle değişiyor. Tabii Liesel başına geleceklerden habersiz.
Kitap ilginç bir anlatım tarzına sahip. Hikayeyi insanların ruhlarını alan kişi, ölüm meleği anlatıyor ve kitabın başında bizi hazin sondan haberdar ediyor. Bu kitabın sonunun bendeki etkisini azaltmadı tabii. Hala o şoktayım, hala kitap hayatın adil olmadığı gerçeğiyle içimdeki o rahatsız edici hissi uyandırıyor.
Ve Rudy...
Cidden uzun zamandır okuduğum en keyifli diyaloglardı Rudy ve Liesel'in diyalogları, kimi zaman gülümsetti, kimi zaman duygulandırdı ve o sonu hazmetmemi zorlaştırdı. Ya Liesel ve babası, o kadar güzeldi ki...
Kitapta Max ve Liesel'in konuşmaları bana çok şey kattı, artık gökyüzüne her gün daha dikkatli bakıyorum. Dünyayı seyrediyor ve yaşamanın sevincini arıyorum.
Ya sözcükler...
Liesel'in sözcükleri, Liesel'in çaldığı her kitap, yazdığı her cümle, Max'ın hikayeleri, o kadar güzellerdi ki. Savaş