Ama kendime kızmıyorum. Biliyorum ki insan dediğin melanetten ve iyilikten, alçaklıktan ve faziletten, zorbalıktan ve merhametten, korkaklıktan ve cesaretten, nefretten ve sevgiden karılmış bir hamurdur. İyilik, fıtratın mutlak kararı değil, ancak içimizdeki aydınlıkla karanlığın giriştiği savaşın ganimeti olabilir.
Bazıları, başkalarının acısında uzaktan bakıp kederlenmekle iyi insan olunabileceğini sanıyor. Hatta sadece kendi iyiliğinin altını çizebilmek için üzüntüsünü ele güne duyurmaya çalışıyor. Oysa şunu iyice öğrendim ki, vicdandan en çok söz edenler, sadece başkalarının kurbanlarına üzülen katiller. Kabullenmek zor ama aslında, başkalarının acısına bakarken insanda kederden ziyade hodbin hisler uyanıyor.
Savaş gazilerine bakmak feci bir duyguyla tanıştırıyor insanı: Şükretme duygusu. Duyguların en ikiyüzlü, en sefil olanı. Haline şükretmelerin en rezilcesi, başkalarunın haliyle mukayese edilerek yapılanı...O zaman insan Yaradan'a, verdiği mutluluklar için değil, olsa olsa başkalarına verip kendinden esirgediği acılar için teşekkür ediyor. Sana şükürler olsun ki beni değil, onu seçmişsin diyor!
Phronesis, Aristoteles'e göre erdemli bir insan olmanın ön koşuludur ve ARistotelesçi ahlak felsefesinin en önemli kavramlarından biridir. Pratik akıl olarak çevrilebilir. Aristoteles erdemi ikiye ayırarak tanımlar: Ahlaki erdem ve akli erdem. Kişinin, kendisi ve içinde bulunuğu toplum için neyin doğru olduğunu bilmesi ile ilgili erdeme ahlaki erdem der Aristoteles. Ama bu yeterli değildir. Doğru olduğunu bildiğimiz şeyin bir de kimseye zarar vermeden doğru bir şekilde hayata geçirilmesi gerekir. İşte bu da pratik aklı (phronesis) gerektirir. Pratik akıl farklı durumlarda nasıl davranacağımız konusunda doğru kararı almamızı sağlar.
En ideali erdem davranış biçimini hayata geçirmektir. Ama bu erdemlilik çocuklukta öğrenilerek bir huya dönüşmemişse, bunu tekrar tekrar yaparak bir alışkanlık, bir huy haline getirmemiz mümkündür. Önce düşünür ve davranırız, sonra duygularımız da onlara eşlik eder.