Sinirlendiğimde, üzüldüğümde, birini özlediğimde, içime oturan bir lafa layıkıyla cevap veremediğimde, haksızlığa uğradığımı düşündüğümde, kendimi çaresiz hissettiğimde ya da kendimce birinden intikam almak istediğimde, koşarak buzdolabına gidiyor, arsız bir sıçan gibi elime geçeni kemiriyordum. Lezzet yahut haz ummadan, çoğu zaman en olmayacak şeyleri, mesela kızarmış tavuk buduyla dolapta soğutulmuş krem şantiyi, erişteyle lavaş ekmeği, sele zeytinle sütlünuriyeyi yan yana, üst üste, arka arkaya, tat, koku ve nefes dahi almadan, adeta çatlamak ister gibi yiyor, günden güne semiriyor, gittikçe balon gibi şişiyordum
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Garip duygular çarpışıyordu içimde.
Bir yandan tırpanlı Kronos, bir yanda tırpanlı Azrail, bir yanda geride kalan geçmiş, bir yanda ilerlemeyecek gelecek, bir yanda ölecek olmanın sevinci, bir yanda artık yaşanmayacak olmanın nereden çıktığı meçhul kederi.
Gelgelelim içimdeki ağı, tüm mevcudiyetimi ele geçirmişti. Kalbimdeki kara delik öyle derindi ki layığımı ancak o şekilde bulacağıma inandığımdan eziyet ederek cezalandırıyordum kendimi. O yıllarda bu şekilde göremiyordum. Duygusal acıyı fiziksel olanla bastırmak gibi geliyordu sadece.
O günleri düşündüğümde kendime kızamıyorum bile. Üzülüyorum sadece. Onca fenalığı kendime neden yaptığımı pekala anlıyorum ama şimdi o zamanlar bilmediğim bir şeyin, hepsinin aptallık olduğunu da biliyorum.