Biriyle tartışabilirsin, kavga edebilirsin, öfkene yenilebilirsin sen de onu üzebilirsin ama değer mi?
Hepimiz bir zamanlar birilerini üzdük, birilerini kötü ilan ettik, birileri bizi kötü biri ilan etti. Bazen intikam istedik. Ödeşmek istedik. Bizi üzeni üzmek istedik. Peki ne değişti?
Seni üzen biri üzüldüğü zaman mı huzur bulacaksın bu kadar basit mi yaratıldın?
Seni üzen kişi farkına varıp bir başkasını üzmediğinde ve dünyadan bir kötülük eksildiğinde huzur bulmak lazım. Birilerinin kötü olduğuna karar verdin ama senin dileğin de onun canının yanması mı?
Hepimiz hatalar yapıyoruz zaten. Büyüyoruz değişiyoruz biz bir şeylerin farkına varıyoruz, birileri de varıyor. Kavga ve kaos iyi bir kalbi olan kimseyi memnun edemez. İç huzuru sağlamak isteyen biri kin beslemez ve haklı olduğunu kanıtlamak istemez. Haklı olmak ortada kırık dökük bir kalp olduktan sonra kimseyi mutlu etmemeli. İnsan bu hata yapar. Sen de yaptın zamanında. Yapacaksın da, hangimiz mükemmeliz ki hatasız olalım.
Evet bazıları senin hikayende daha kötü, birleri senin kalbini kırdı hatta belki seni mahvettiğine de inandın (ki hepimiz bir zamanlar inanmıştık). Bu olanlar seni kötü olmanın güç olduğuna ikna etmesin. Kötülüğü güç sandığın zaman kaybedersin. O kötü diye nitelendirdiklerini hiç gerçekten tanıdın mı? Herkes bir zamanlar kalbi temiz bir çocuktu. Kimse kötü doğmadı. Kötülüğün güç olduğunu sandılar da böyle oldu. İnsanı kötü yapan da bir zamanlar iyi olarak kabul edilmemesiydi belki de. Biraz düşününce hayattaki bütün kötülüklerin kaynağı üzüntü zaten bir noktada. Asıl güç kötü olmak ya da birilerini korkutmak değil, acılara rağmen iyi kalmak. Sana kötülük yapıldı diye değişmeye çalıştın diyelim. Masum birine yaptığın kötülük seni mutlu mu edecek? Ya da zamanında etti mi ki? Cevabın hayırsa