İnsan, öte inancını yitirince, bu dünyayı gereğinden fazla ululamaya kalkmakta, onun fanilik özelliğini unutmakta, onu ezeli ve ebediymişçesine kutsallaştırmaktadır.
Korkular saplanıyor hayatımıza. Birikmiş, biriken ve süregelen korkular. Her bir tetikleyici, korkunun gün yüzüne çıkıp, size kıyametin koptuğu anı yaşatmaya başlar. Nefes alışlar değişir, bakış değişir, dünyayı görüş bir başkalaşır. Sonra böyle sürüp giderken yanlışlıkla da olsa bir an mutlu oluverirsin ve sonra yine bir tetikleyici.
Güven!.. insanın hayata güveni tükenince bir başka insana veya dünyaya artık hangi gözle bakar. Korkular büyüttü, korkular oturttu, korkular kaçırdı, korkular hapsetti. Koskoca dünya. Evet koskoca dünya dar olur, sığacak bir yer bulamazsın, yuva göremezsin. Donuk bakışlar ve tetikte bir temkinlilikle yaşamaya, uyku uyumaya, huzur bulmaya çalışırsın. Korkular, acizlik ve hoyratça bir devam çabası. Oysa çiçekleri, şarkıları, kitapları, doğayı, çocukları, hayvanları ve en çok da kedileri çok sever, huzurun nimetini başının üstünde taşıdın her zaman.. Hayat bir bilinmezlik. Hayat bir heyula. Hayat bir şaşırtmaca. Bazen en güvendiğin limanda boğulur bazense açılmaz dediğin kapının açılmış olduğunu görürsün. Hayat böyledir işte ve ben bu hayata alışamadım...
Feraye
...
Yaşadığım yitirdiklerim oluyor hep.
Oysa tuttuğum elleri bırakmıyorum.
Sonra korkuyorlar hasletimden.
Ne denli sevgiye değer olduğumu söylüyorlar.
Gidiyorlar sonra.
Ve biçimlendiremediklerimiz biçim oluyor bize.
...
Selim Temo | Mes'ut Bir Tesadüfe Altıncı ve Son Mektup