Müslüman dindar görünmek uğruna taassuba düşmemeli ve aydın görünmek uğruna da din'inden taviz vermemelidir. İşte Sezai Karakoç aydın görünmek uğruna din'inden taviz vermeyenlerden.
Çok yoğun olduğum bir dönemde okuduğum ve etkilendiğim kitaptır. Daha sakin kafa ile her cümlesi üzerine derin derin kafa yormak gerekir. Bazı paragraflar kendi başına bir kitaptır. İslamiyet üzerine bir dirilişten söz ediyor ama kitabın farklı bir etkisi var. Yanlış bir şey ifade etmek istemiyorum lakin kitabı okurken birinci sırada dini düşünmediğinizde, kitabın sözünü ettiği dirilişi meslek hayatınızda, öğrencilik hayatınızda, milliyetçilik ruhunuzda, çevrecilik ruhunuzda, spor hayatınızda vs, bir sürü konuda size feyz ve güç vereceği kesindir. Buradan da geleceğiniz nokta zaten İslamiyet'tir. Her şeyi kapsayan gerçek. İnce bir çizgi var. Tavsiye ederim.
Her kitapta olduğu gibi bu kitapta da dirilişin temel esasları üzerinde durmuş Üstad.
Her bir cümlede ayrı seslenmiş diriliş erlerine.. Her lafz-ı kelamında yüreklerde tutunmuş, yakmış oradaki diriliş sevdasını.
"Ruhun ayasofyaları, süleymaniyeleri yükselecektir yeniden ; Diriliş mehteri, dünyanın ufkunu, metafiziğin marşıyla çınlatacaktır."
Üstad'ın gerek cümle yapısı olsun gerekse cümlesindeki derin anlam, bizleri adeta ilk diriliş hareketine sürüklemekte, zaman ve mekana bağlı olarak olarak değişmeyen hakikatleri dile getirmektedir.
Dirilişinizi diri tutun diyor Üstad, yüreğin Dirilişle atsın..
Sezai Karakoç ayrı bir kalemdir. Kalemini ilmek ilmek dokumuş bu güzel eserlerine. Diriliş Muştusu, her kitabında olduğu gibi bu kitabı da hayatıma çok şey kattı. Kitabın muhtevasında bölüm bölüm hakikatler barındırıyor, genelde nasıl bir dirilişçi olmamız gerektiğini, önceki dirilişçilerin nasıl olduğunu ve dahası... Diriliş disiplinini hayatımıza katmalıyız. Her bir diriliş bir güneş gibidir. Hakikatı aydınlatır.
İslamiyet'e öyle sarılmalıyız ki gerçek yaşam ordadır. Bu kitabında da diriliş için insanlık için çok bilgi var verilen her cümleyi teferruatlı bir şekilde anlamak lazım ve öte yandan anlatmakta lazım. Yusuf Kaplan hocamızın bir programında Sezai Karakoç hayatta iken onun kıymetini bilmek lazım demişti. Gerçekten öyle. Edebiyat alanında çoğu yazarların kıymeti sonradan bilinmiştir. Ama biz elimizden geldiğince Sezai Karakoç'un kıymetini bilmemiz lazım. Eserleri birbirinden güzel elbette ama bu kitabı daha tesirli geldi. Belki de Karakoç'un kalemine alışmaya başlamışımdır. Çok güzel cümleler var. Dirilişimizin sağlam olması lazım. İnsanlık umutsuzluğa öyle kaptırmış ki kendisini ,umutsuz olmamalıyız. Ruhumuzun, düşüncemizin hep canlı olması lazımdır. Ve asıl Diriliş İslamiyettedir...
En sevdiğim alıntıları sizinle paylaşmak isterim
#93767696#93677613#93670454#93669912
Cemal Süreya şöyle anlatıyor Sezai Karakoç'u "Bulgucu adam. Belki de ülkemizdeki tek bulgucu. Çok daha yetenekli bir Mehmet Akif'in tinsel görüntüsüyle adamakıllı dürüst bir Necip Fazıl'ınkini iç içe geçirin, yaklaşık bir Sezai Karakoç fotoğrafı elde edebilirsiniz. (...) Öyle bir Müslüman ki Marx da bilir, Nietzsche de bilir. Rimbaud da bilir. Salvador Dali de sever. Nâzım da okur... Alçakgönülle katı yüksek uçuyor...Şemsiyesi yok." Bu kitapta da neleri bildiğini bir kez daha görüyoruz. Dirilişe adanmış koca bir yaşamın, koca bir çınar gibi hala hayattaki diriliş insanına selam olsun.
Öncelikle "muştu"nun anlamını yazarak başlıyayım eminim benim gibi çoğunuz bilmiyorsunuzdur. Muştu, sevindirici, mutluluk verici haber demek. Diriliş malum.
Kitabın ilk baskısı 1980 yılında yapılmış, Sezai Karakoç’un 1976 ve 1978 tarihleri arasında Diriliş Dergisi’nde “Diriliş Muştusu” başlığıyla yayınlanan yazıların derlenmesiyle oluşmuştur.
Sezai Karakoç, her zamanki gibi öncelikli olarak diriliş erleri tarafından gerçekleştirilmesi gereken bir diriliş eyleminden bahsediyor. İzmli fikir akımları tesirinde bulunan çağımız insanının kurtuluşunun, ancak kendini tutsak eden barikatları yıkacak ve zincirleri kıracak bir direniş eylemi göstermesiyle mümkün olacağını söylüyor.
Diriliş MuştusuSezai Karakoç
"Diriliş erleri için yazılmış bir ilham kitabı"
Bazı kitaplar vardır; sadece okunmaz, yaşanır. Kalbe işlenir, zihinde yankılanır, insanın iç sesine tercüman olur. Sezai Karakoç’un Diriliş Muştusu da işte bu nadir eserlerden biri. Özellikle “Gece Yarısı Kütüphanesi” ve “Rezonans Kanunu” gibi popülerleşmiş fakat derinlikten yoksun kitaplardan sonra bu eseri okumak, adeta zihnime ve ruhuma bir panzehir etkisi yaptı.
132 sayfalık bu küçük ama yoğun kitap, bana göre tam bir başyapıt. Bir solukta, sadece bir günde okudum. Üstelik bu, okuduğum 30. Sezai Karakoç kitabıydı. Her eseri gibi bu da hayatıma derin izler bırakarak girdi. 10/10 veriyorum. Çünkü hem dilinin sadeliğiyle hem de anlattığı hakikatin yüceliğiyle bu puanı sonuna kadar hak ediyor.
Üstad Karakoç’un kalemi; sadece edebî bir üslup değil, bir ruh mimarisidir. Diriliş Muştusu'nda da bu mimari büyük bir dikkatle, ilmek ilmek işlenmiş. Kitap boyunca diriliş eri kavramı üzerinden İslam medeniyetinin yeniden ihyası için gerekli olan kişilik inşasına dair eşsiz izlekler sunuluyor. Diriliş eri; asla yılmayan, yalnız kalsa bile geri adım atmayan, sarsılmaz bir sabır ve istikametle yürüyen kişidir. Öyle bir kişilik ki, seküler dünyaya karşı yalnızca düşünceyle değil, ruhla, iradeyle ve imanla karşı durur.
Muştu kelimesi, zaten bir müjde taşır. Bu müjde, yalnızca bireysel bir uyanış değil; toplumsal, kültürel ve medeniyet ölçeğinde bir yeniden diriliştir. Kitap boyunca bu müjdeyi taşıyan cümleler, hem edebî bir yoğunluk taşıyor hem de adeta çağrılarla dolu. Karakoç, her satırında okura “Haydi kalk, harekete geç!” diyor. Bu yönüyle eser; sadece bir fikir kitabı değil, aynı zamanda bir çağrı metni gibidir.
En çok etkilendiğim
Diriliş Muştusuna Bir Soluk
İlk baskısı 1980 yılında yapılmış olan bu kitap, Sezai KARAKOÇ’un 1976 ve 1978 tarihleri arasında Diriliş Pazartesi-Perşembe Günlüğü’nde “Diriliş Muştusu” başlığıyla yayınlanan ve Ekim 1979-Eylül 1980 tarihleri arasında Diriliş Dergisi’nde çıkan yazıların terkibiyle oluşmuştur.
Karakoç, "Diriliş" kavramı hakkında "Umut ve Bekleyiş" çerçevesinde bir hayat kurar. Keza kendi felsefe ile metafizik dünyasının dinamik boyutu "Diriliş" kavramı çerçevesinde toplar. Dirilişin ne demek olduğu konusunda yazıların toplandığı bu kitap, o çocuk dediği Diriliş Erinden bahseder.
Peki Diriliş gecesi nasıldı. Bunu yarının yeni bir umut olduğunu, başlangıç olduğunu anlatır. Yarının gecesine iyi hazırlanmalı, Diriliş savaşçıları. Bilinmeyen bir vakitten, Allah'ın bildiği bir vakte hazırlanmak, gecenin sinsi tehlikesine karşı Hızır'la beraber yürümek için ruh arınması yapılmalı.
Karakoç, Diriliş akımı bir yaşatma eylemi olduğu, teori ile pratiğin bir bütün olduğunu söyler. Batı akımlarının teori ile pratikten uzak, tüketme akımından başka bir şey değildir.
Karakoç, dirilişin ruhlarda Allah'ın takdir ettiği güne kadar bekledigini söyler.
Diriliş insanı her türlü putu kıran, Diriliş nesli ise yeryüzünü bağımlılıktan her türlü putçuluktan kurtararak özgürleştiren bir hayattır.
Diriliş Erin mizacı, doğu batı mizaclarını kuşatmış, onarıcı ve yapıcı bir işlevle hareket eden bir mizacdır. İç sesiyle dış tehlikelere karşı koruyan ve yol gösteren bir öz eleştiri duyarlılığına hakim bir mizacdır.
Diriliş Dergisinde, pazartesi ve salı yazılarından oluşan başlıklarının toplamını barındıran bir kitaptır.
Sezai Karakoç, Diriliş Muştusu, Diriliş Yay., İst.
Yunus Özdemir.
Üç dönemden geçiyor insan;
1)Katı dönem
2)Bunalım dönemi
3)Diriliş dönemi
Gerek bireysel gerek toplumsal açıdan bu dönemleri yaşıyor insanoğlu. Katı dönem hiçbir şeyin farkında olmadan, ellerimiz ve kollarımız bağlı, donmuşçasına bir dönem. Sonra bunalım dönemi geliyor. Ellerini hareket ettirmek istiyor insan neden bağlı çözmeye çalışıyor. Dahili veya harici sebepler arıyor. Sorular artıyor cevaplar bulunamıyor. Bir balon gibi şişiyor insan. Ta ki balon maksimum hacmine ulaşana kadar. Artık sıra son nefeste. İşte bu nefes balonu patlatıyor. Bu patlama bir yok oluş değildir. Bir diriliş dönemidir.
İşte üçüncü merhale başlıyor: Dirilmek.
Yazar, kitabında dirilişin her safhasına değiniyor.
Diriliş nedir?
Dirilişin özellikleri nedir?
Dirilişi kimdir?
Dirilişçinin özellikleri nedir?
Onun ne yapması gerekiyor?
Nasıl mücadele etmesi gerek?
Ve daha başka sorular.
Pratik, teorik, reel ve metafizik boyutlarıyla dirilmeyi gözler önüne seriyor.
Bize kalan ise hangi dönemde olduğumuzu bulmak. Ve gerçekten dirilmek istiyor muyuz bunu cevaplamak.
Orwell'ın da yazdığı gibi:
"Bilinçleninceye kadar asla başkaldırmayacaklar, ama başkaldırmadıkça bilinçlenemezler."
Bunalıma kafa tutmadıkça dirilme şuuru filizlenmeyecek. Ama dirilme şuuru filizlendi mi artık kimse dur diyemeyecek.
Günümüz gençlerin altını çizerek ve anlayarak okuması gereken bir kitap
Bir diriliş insanı nasıl olur ?
Insalığa dair içinde ki umutları yeşerten bir kitap . Dirilişe önce kendi içimizden başlayıp daha sonra dış dünyaya dirilişin nasıl gerçekleşeceğini anlatan bir kitap. Dirilişin gerçekleşmesi için insanlara ahireti tekrardan hatırlamak gerekiyor. İlk başta biraz anlamak zor gelebilir ama okudukça anladıkça seveceğiniz bir kitap
Babası Yasin Bey orta halli bir tüccar olup I. Dünya Savaşı'nda Kafkasya Cephesi'nde çarpışırken Ruslara esir düşmüştür. Dedesi Hüseyin Bey de Plevne Savaşı'na katılmış, Gazi Osman Paşa'nın teşekkürünü kazanmıştır. Annesinin ismi ise Emine idi ve ev hanımıydı.
Ahmet Sezai Karakoç İlkokul eğitimini 1938-1944 yılları arasında Ergani'de tamamladı. 1944 yılında sınavlara girip Maraş Ortaokulu'nda parasız yatılı olarak okumaya hak kazandı. 1947-1950 yılları arasında lise eğitimini yine parasız yatılı olarak Gaziantep Lisesi'nde tamamladı. Lise eğitimi boyunca Felsefe dersine ilgi duydu ve Felsefe okumaya karar verdi. Üniversite eğitimi için İstanbul'a geldi. Babası onun ilahiyat fakültesinden mezun olmasını istiyordu. İmkanları dahilinde eğitimine devam edebileceği yatılı tek bölüm Siyasal Bilgiler Fakültesi idi. Üniversite sınavlarına hazırlanırken kazanamama ihtimalini de göz önüne alarak her ihtimale karşı Felsefe bölümüne kayıt yaptırdı.
Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesini kazanarak başladığı yüksek öğrenimini 1955'te fakültenin Maliye Bölümünden mezuniyetle tamamladı. Altan Öymen'le aynı dönemdendi. Mecburi hizmet sebebiyle Maliye Bakanlığında Hazine Genel Müdürlüğü Dış Tediyeler Muvazenesi bölümüne atandı.
Daha sonra Maliye Müfettişliği sınavına girdi ve sınavı kazandı. 11 Ocak 1956'da müfettiş yardımcılığı görevine başladı. 1959 yılında İstanbul'da gelirler kontrolörü oldu. Bir ara Ankara'ya çağrılıp Yeğenbey Vergi Dairesi'nde görevlendirildiyse de kısa bir müddet sonra yine İstanbul'daki görevine döndü. Görevi icabı Anadolu'yu çok gezdi ve birçok il ve ilçeyi inceleme, tanıma fırsatı buldu. 1960-1961 yıllarında yedek subay olarak yaptığı askerlik görevinden sonra İstanbul'daki görevine kaldığı yerden devam etti. 1965'ten 1973'e kadar birçok kez istifa etti. 1973'ten sonra da hiçbir resmi görev almadı.
İstanbul'da Diriliş Yayınları ve "Diriliş" dergisini kurdu. 1990 yılında "güller açan gül ağacı" amblemiyle Diriliş Partisini kurdu. Yedi yıl partinin genel başkanlığını yürüttü. Ancak bu parti 19 Mart 1997'de üst üste iki genel seçime girmediği için kapatıldı.
2006 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü ile ödüllendirildi. Bakanlığa, ödülün para kısmının kültür sanat işlerine harcanmasını, diğer kısmınınsa posta ile bildirdiği adrese yollanmasını rica ettiği bir mektup yolladı.
2007 yılında Yüce Diriliş Partisini kurdu ve partinin genel başkanlık görevini yürütmüştür. 2007 yılının Nisan ayından ölümüne kadar her cumartesi akşamları, Yüce Diriliş Partisi İstanbul İl Başkanlığında değerlendirme konuşmaları yapmıştır. Bu konuşmalar partinin internet sitesinden canlı olarak yayınlanmıştır.
Karakoç, 2011 yılında Cumhurbaşkanlığı Edebiyat Ödülü'ne layık görüldü fakat kendisine verilen plaket ve para ödülünü reddederek bu ödülü almaya gitmedi.
16 Kasım 2021'de yaşlılığa bağlı geçirdiği kalp krizi sebebiyle İstanbul'daki evinde öldü. 17 Kasım günü Şehzadebaşı Camisi'nde kılınan ikindi namazına müteakip aynı caminin haziresine defnedildi.
Eserleri
Şiir
- Şiirler I (Monna Rosa)
- Şiirler II (Şahdamar-Körfez-Sesler)
- Şiirler III (Hızırla Kırk Saat)
- Şiirler IV (Taha'nın Kitabı, Gül Muştusu)
- Şiirler V (Zamana Adanmış Sözler)
- Şiirler VI (Ayinler/Çeşmeler)
- Şiirler VII (Leylâ ile Mecnun)
- Şiirler VIII (Ateş Dansı)
- Şiirler IX (Alınyazısı Saati)
Gün Doğmadan (Toplu Şiirler)
Çeviri Şiir
- Batı Şiirlerinden
- İslâmın Şiir Anıtlarından
Deneme
- Edebiyat Yazıları I Medeniyetin Rüyası Rüyanın Medeniyeti Şiir
- Edebiyat Yazıları II Dişimizin Zarı...
- Edebiyat Yazıları III Eğik Ehramlar
Düşünce
- Ruhun Dirilişi
- Kıyamet Aşısı
- Çağ ve İlham I-II-III-IV
- İnsanlığın Dirilişi
- Diriliş Neslinin Âmentüsü
- Yitik Cennet
- Makamda
- İslâmın Dirilişi
- Gündönümü
- Diriliş Muştusu
- İslâm
- İslâm Toplumunun Ekonomik Strüktürü
- Düşünceler I-II
- Dirilişin Çevresinde
- Fizikötesi Açısından Ufuklar ve Daha Ötesi I-II-III
- Yapı Taşları ve Kaderimizin Çağrısı I-II
- Samanyolunda Ziyafet
- Unutuş ve Hatırlayış
- Varolma Savaşı
- Çağdaş Batı Düşüncesinden
- Çıkış Yolu I-II-III
İnceleme
- Yunus Emre
- Mehmet Âkif
- Mevlânâ
Tiyatro
- Piyesler I
- Armağan
Hikâye
- Hikâyeler-I Meydan Ortaya Çıktığında
- Hikâyeler-II Portreler
Günlük yazılar
- Farklar
- Sütun
- Sûr
- Gün Saati
- Gür
Röportaj
- Tarihin Yol Ağzında
- Unutuş ve Hatırlayış
- Çıkış Yolu I
- Çıkış Yolu II
- Çıkış Yolu III
Belgesel
- Gün Doğmadan