Gece günü, gün güneşi arar
Olmazların büyüsü sarılı her yan
Bir bilinmezlik ipine tutuklu
Hayal ile cezbolur, meftun olur
Kıymet bilmez isen
Bahçe-i gül sana çöl
Gören gözüne iner perde
Bilsen.. Görsen..
Açar çiçekler uyur böcekler
Bir kuşun cıvıltısında titrer gönüller
Dil ne bilsin susmaz ki söyler
Can'ına zincir mi vuruldu?
Feraye
Ayette de geçtiği üzere insan bazen 'keşke toprak olsaydım ' diyeceği/dediği anlar yaşar. Bir hiç olmak arzusuyla ah eder. Bir yanı sonsuzluğu delice ararken bir yanı da sonlu bir noktada bitmek ister. Bir yaprağın düşüşünde ölümü hatırlar, bir dalın yeşermesinde ise yaşamı. Nedir bitmek bilmez bu çelişki? İnsanı bu gergefin boğuntusuna sürükleyen şey, hayat amacını bulamamak olabilir mi diye düşünmeden edemiyorum bazen. Ya da hesabını verebileceğin bir dünyayı yaşamak istersin de çürüttüğün, yaşayamadığın bir hayatın hesabını verememek çaresizliği mi bu döngüde mahsur bırakır? Bilemiyorum..
Feraye
Bazen hakkın yoktur gibi ne duyulmaya ne de anlaşılmaya. Bir ot gibi durman gerekir bir suskunluğa bir yokluğa. İnsanı çürümeye zorlayan nedir? Bir taştan fidanı bitiremezsin, bazen anlayamazsın, çözemez, onaramaz yada iyileştiremezsin muktedir gücün bir hikmeti vardır der susarsın. Her susuş bir şey götürüyor insanın içinden. Her kavgada bir yara alır ve her kalp kırıklığı döngüsünü bitirmenin temennisinde olur. Hangi hengamede duyulur kalbin çığlıkları.. hangi . Bazen kalem yetmez, sesi olmaz ruhunun, cılız kalır ve sen o derin hal boğuntusuyla uykusuz bir geceye daha mahkum olursun..
Feraye
Ağıtlar şehri yüreğim..
Bu kadar kolay mı vazgeçerdi insan?
Gözlerinde mi boğulurdu çaresiz?
Ellerini mi beklerdi?
Zaman nasırlı bir zırh gibi,
Ağıtlar şehri yüreğim..
Terk ettiğim yollar dolusu yorgunum.
Arzu Alpdeğer