Güleren BALKAN

Güleren BALKAN
@GulerenBlkn
Muallime
Trakya Üniversitesi
İSTANBUL
23 okur puanı
Ağustos 2022 tarihinde katıldı
9/10
·400 syf.··
Beğendi
·
2026 6. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 08 Nisan 2026 22:27
Orhan Kemal’in El Kızı romanı, ilk bakışta bir pembe diziyi andıran olay örgüsüne sahip olsa da, derinliklerine inildikçe insan ruhunun kırılganlıklarını ve toplumsal yaraları gözler önüne seren bir anlatıya dönüşür. Roman boyunca karakterlerle kurduğum duygusal bağ, zaman zaman öfke, zaman zaman ise derin bir merhamet hissiyle şekillendi. Nazan karakteri, hikâye boyunca en çok çelişki yaşadığım figürlerden biri oldu. Ona sık sık kızsam da, yaşadıkları karşısında üzülmekten kendimi alamadım. Sessiz ve masum bir hayattan, toplumun dışına itildiği karanlık bir yaşama sürüklenişi, insanın içini burkan bir trajedi olarak yansıtılmış. Özellikle Haldun’un karşısına bir dilenci olarak çıkması, romanın en çarpıcı ve aynı zamanda en sarsıcı sahnelerinden biridir. Bar kızı Neriman ise başlarda mesafeli durduğum, hatta öfke duyduğum bir karakterdi. Ancak romanın sonuna gelindiğinde, yaşananların sorumluluğunu yalnızca ona yüklemenin haksızlık olacağını fark ettim. Olaylara farklı açılardan baktığımda, asıl yükün Mazhar’ın omuzlarında toplandığı açıkça görülüyor. Hacer Hanım ise geçmişi, bugünü ve geleceğiyle adeta bir yıkımın sembolüdür. Onun etrafında şekillenen olaylar zincirinde karar verici konumda olan Haldun’un babası Mazhar, trajedinin temel nedenlerinden biri olarak öne çıkar. Bu nedenle romanın hazin sonu, büyük ölçüde onun seçimlerinin bir sonucudur. Romanın en saf ve en dokunaklı karakteri ise hiç kuşkusuz Haldun’dur. Onun içtenliği, masumiyeti ve sevgisi, hikâyenin karanlık atmosferi içinde bir ışık gibi parlamaktadır. Okur olarak onu sahiplenmek, korumak istercesine bir yakınlık hissettim. Yazarın kadın karakter isimlerinde “N” harfini tercih etmesi de dikkat çekici bir ayrıntıdır. Nazan, Neriman, Naciye gibi isimlerin yoğunluğu, zaman zaman karakterleri ayırt etmeyi
Duygu ve Düşünce
El KızıOrhan Kemal · Everest Yayınları · 202615,3bin okunma
Reklam
Puan vermedi·517 syf.··
2026 2. kitabı
Herkesin övgülerle dilinden düşüremediği bir eser: Martin Eden. Kitaba başlamadan önce hakkında araştırmalar yaparak, bilinçli bir beklentiyle okuma serüvenine adım attım. Ancak belki de bu hazırlık, beklentilerimi gereğinden fazla yükseltti ve sonuç olarak büyük bir hayal kırıklığıyla karşı karşıya kaldım. Bu incelemede, söz konusu romanı neden genel kabullerin aksine değerlendirdiğimi ortaya koymak istiyorum. Öncelikle, romanın ilerleyen bölümlerinde Martin’in uzun süre reddedilen eserlerinin bir anda dergiler tarafından kabul görmeye başlaması bana gerçeklikten uzak ve fazlasıyla absürt geldi. Yazarlık, (bana göre) hesaplanarak edinilen bir meslekten ziyade ilhamla gelen neredeyse ilahi bir çağrıdır. Yazmak; oturup “para kazanmalıyım” düşüncesiyle zorla üretilecek bir eylem değildir. İlham, insanı hiç beklemediği bir anda yakalar. Nâzım Hikmet’in, beyaz pantolonuna gelen ilhamla dizelerini karalaması buna güzel bir örnektir. Geçim kaygısıyla masa başına oturup yazarlık yapmaya çalışan, eserlerinin tutulmasını bekleyen bir yazar profili bana samimi gelmedi ve okuma sürecinde beni metinden uzaklaştırdı. Dahası, eğitim seviyesi ve entelektüel altyapısı bu denli alt bir noktadan başlayan bir karakterin, kısa sürede yazarlığa soyunması da inandırıcılıktan uzak duruyor. Ruth’un tüm fedakârlıklarına rağmen Martin’in çevresine kulaklarını tıkayan bencil tavrı, karakterle empati kurmamı daha da zorlaştırdı. Gözümde büyüttüğüm bu romanın sayfaları arasında, ne yazık ki, karınca misali ilerledim. Martin’in kitapları satıp belirli bir ekonomik güce ulaştığında bir daha asla yazmayacağını düşünmesi ise yazarlık gibi derin ve varoluşsal bir mesleğin yalnızca maddi kazanca indirgenmesi anlamına geliyor ki bu da bana son derece itici ve şaşırtıcı geldi. Ruth’tan ayrılışına
Martin EdenJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025135bin okunma