Orhan Kemal’in El Kızı romanı, ilk bakışta bir pembe diziyi andıran olay örgüsüne sahip olsa da, derinliklerine inildikçe insan ruhunun kırılganlıklarını ve toplumsal yaraları gözler önüne seren bir anlatıya dönüşür. Roman boyunca karakterlerle kurduğum duygusal bağ, zaman zaman öfke, zaman zaman ise derin bir merhamet hissiyle şekillendi.
Nazan karakteri, hikâye boyunca en çok çelişki yaşadığım figürlerden biri oldu. Ona sık sık kızsam da, yaşadıkları karşısında üzülmekten kendimi alamadım. Sessiz ve masum bir hayattan, toplumun dışına itildiği karanlık bir yaşama sürüklenişi, insanın içini burkan bir trajedi olarak yansıtılmış. Özellikle Haldun’un karşısına bir dilenci olarak çıkması, romanın en çarpıcı ve aynı zamanda en sarsıcı sahnelerinden biridir.
Bar kızı Neriman ise başlarda mesafeli durduğum, hatta öfke duyduğum bir karakterdi. Ancak romanın sonuna gelindiğinde, yaşananların sorumluluğunu yalnızca ona yüklemenin haksızlık olacağını fark ettim. Olaylara farklı açılardan baktığımda, asıl yükün Mazhar’ın omuzlarında toplandığı açıkça görülüyor.
Hacer Hanım ise geçmişi, bugünü ve geleceğiyle adeta bir yıkımın sembolüdür. Onun etrafında şekillenen olaylar zincirinde karar verici konumda olan Haldun’un babası Mazhar, trajedinin temel nedenlerinden biri olarak öne çıkar. Bu nedenle romanın hazin sonu, büyük ölçüde onun seçimlerinin bir sonucudur.
Romanın en saf ve en dokunaklı karakteri ise hiç kuşkusuz Haldun’dur. Onun içtenliği, masumiyeti ve sevgisi, hikâyenin karanlık atmosferi içinde bir ışık gibi parlamaktadır. Okur olarak onu sahiplenmek, korumak istercesine bir yakınlık hissettim.
Yazarın kadın karakter isimlerinde “N” harfini tercih etmesi de dikkat çekici bir ayrıntıdır. Nazan, Neriman, Naciye gibi isimlerin yoğunluğu, zaman zaman karakterleri ayırt etmeyi