Kötü olan nedir? İyi olan ne? Neyi sevmeli? Nelerden nefret etmeli? İnsan ne için yaşamalı? Ben neyim? Yaşamak nedir? Ölüm ne? Her şeyi yöneten hangi kuvvettir? Bunları kendi kendine sorup duruyordu; ama bu sorulardan hiçbirinin karşılığı yoktu. Yalnız mantığa aykırı ve bu soruların hiç de karşılığı olmayan bir tek şey söylenebilirdi. Verilecek olan bu karşılık şuydu; öleceksin. Ölünce de her şey bitecek. Ölünce her şeyi öğrenecek ve artık soru sormayacaksın.
“Ama nasıl oluyor da bu yüksek gökyüzünü daha önce görmedim. Sonunda var olduğunu öğrendiğim için de ne kadar mutluyum. Evet her şey boş, her şey yalan. Bu uçsuz bucaksız gökten başka her şey. Ondan başka hiçbir şey yok hiçbir şey ; ama hayır o bile yok, hiçbir şey yok. Sessizlikten , teselli veren sükunetten başka. Tanrıya şükür.”