Kitabın başlarında “seyir” kitabının bir versiyonu diye düşündüm. Hatta bir an intihal mi dedim ama okumaya devam ettikçe çok daha gerçekçi psikolojik tespitler olması bu iki kitabı birbirinden bıçak gibi ayırdı.Ana karakter Alan’ın yaşam koçuyla yaptığı taahütten kurtulmak için aldığı aksiyonlar onu varoluş sancılarından kurtarmanın yanısıra kendisi olması için kendini değiştirmesi oldukça sürükleyiciydi. Sonu ise tahmin edilemezdi.
Çok naif ve dinlendirici bir kitap. 70 yaşında hayatın ve duyguların bitmediğini bize sade bir dille anlatan yazar, bizi sanki olayın geçti kasabada yaşayan bir sakinmişiz gibi hissettiriyor. Sonu sonsuz bir kitap olmuş. Aslında böyle biten romanları sevmezdim ama bunun böyle bitmesi çok daha anlamlı oldu benim için.
Netflix’e yeni gelen ve bugünlerde popüler olanlar listesindeki bir mini diziyi izler gibi okudum kitabı. 2. Sezonu da olsun isterdim. Kendini yalnız ve kimsesiz hisseden iki farklı demografideki insanın sohbetlerine ve geçmişlerine tanık oluyoruz. Okuması çok keyifli ve tatlıydı. Bir mola kitabı arayanlara tavsiyem.
Çoğunluğu gerçek tarihe oturtulmuş kurmaca bir piyano akortçusunun Londra’dan yola çıkıp Saluen Nehrinde bir Erard piyanosunu taşıdığı sürükleyici eser. Kitaptaki doğal güzellikler görmeden gözümde canlandı. Kurmaca tarih sevenlere tavsiye.
Anne olunca anlarsın lafının kitap olmuş hali. Anneliğin bir insanı nasıl yalnızlaştırdığını, öfkelendirdiğini ve kimliğini parçaladığını dürüstçe anlatan bir roman.