Beklenmedik bir felaket anında, bu felaketin dışında kalan insanlarda hep görülen, dile getirdikleri en içten acıma, acıları paylaşma duygularına rağmen, hiç kimsenin, en yakınlarımızın bile, kapılmaktan kendilerini alamadıkları tuhaf bir sevim duygusu içindeydiler.
Hayatın getirdiklerine razı olmak, onlarla oyalanmak, hatta bir tür tembellik. Uzun, yok edici bir tembellik. Bu insanlar neden muhafazakâr olmasınlar? Belki de sahiden mutluydular, küçük şehirleri aşacak hayalleri yoktu,vardıysa da çoktan unutmuşlardı.
Hayattan bekledikleri çok sıradan şeylerse, haklı olabilirdi. Güzel bir lojmanda oturulurdu, evlenilirdi, çoluk çocuk sahibi olunurdu, iyi para kazanılırdı, ara sıra güzelliğinin ünü çabuk yayılan bir kadın geldiğinde, şehrin dışındaki pavyonlara, erkek alemlerine gidilirdi. Şehrin göbeğinde bir ev yaptırılır ve herhalde mutlu olunurdu. Hayattan beklenen bundan ibaretse küçük şehirlerden uygunu bulunamazdı, doğru.