Annesi onun bir şekilde kendisinin de bir zamanlar çalıştığı ve sonra emekli olduğu bir elçilikte maaşlı çevirmen olarak çalışmasını sağlamıştı.
"Sen çok duygusalsın, sulugözsün, hassas bir adamsın, sosyal ilişkilerin bu yüzden zayıf, bu yüzden hep kandırılıyorsun, kullanılıyorsun, senin kıymetini bilmiyor kimse, seni anlamaları mümkün değil, ne başka ülkede yaşayabilirsin ne de başka bir şehirde. Sen İstanbul'a âşıksın. Burayı seviyorsun. Hep çok mutlu olduğunu anlatıyorsun. Burası dünyanın incisi bir şehir diyorsun. Tarihe çok düşkünsün. İstanbul senin için canlı bir tarih.
Hayatın burada geçti senin. Sen çok titiz bir adamsın. Bakımlı bir adamsın. Ütüsüz gömlekle hayatta dışarı çıkmazsın, dağınık ve tozlu bir evde yaşayamazsın, dışarıdan hazır yemek yediğinde mahvolursun, ev yemeği düzenine alışmış bir bünye hazır yemekle zehirlenir tabii ki."