‘Ben’ in içinde ne çok katman var. İsteyen ben, yapan ben, kararsız ben, istemeyen ben, olacak ve olmayacak ben… Hepsinin içinden bir üstün geliyor nazikçe selamlıyorum onu, çünkü her şeye rağmen o da ben. Yaz geçince şehrine çekilen insanların arkalarında bıraktığı yenilip bitirilmiş sahil kasabasıyım ben. Tüm kaynakların en ışıltılı günlerinde gürültücü kalabalıklar tarafından önce hoş tutulmuş sonra tarar edilmiş ve nihayet terk edilmiş ben.
Mutluluk atomlaşmış minik anlara hapsettiğimiz anlar geçip bittikten sonra da hayıflanıp mutsuz olduğumuz paradoksal bir duyguydu. Yokluğunun tesiri varlığınınkinden uzun süren bir şeydi.
Hayır demekten korkuyor herkes, oyunun dışına itilir, bir fırsatı kaçırır diye. Bu suni dünyayla bağlarını koparmadıkça gerçek bir hayata başlayamıyorlar.
Geçmişin hiçbir anından pişman değilim. Geçmiş ancak hatırlandığı kadar ve hatırlandığı gibidir. Canımı acıtan ne varsa sıraya dizilmiş yazılmayı bekliyor.