Oysa ben geçmiş ve geleceğin üzerinden uçuyorum, yoruldukça gelişigüzel koruyorum zamanın istediğim yerlerine. Fiziksel sınırlarım yok oldu. Anlamaya ve daha çok da anlatmaya çalışmak, aman Allah’ım ne büyük çaba. Ne çok yorulmuşum kelimelerin dar coğrafyasında derinleşmeye çalışarak. Gerçek bir özgürlük benimkisi çünkü anilarimi buldum.
Çocukluğumda anılarıma sahip çıkma yolum bir çeşit koleksiyonerlikti. Anıların gerçekleştirdiklerine dair bir parça yaprak, peçete kenarı ya da taş toplar sonra anları gerçekliğini kendime kanıtlardım. Anneannemin gerçekleştiğine inanmadığı bir şey olduğunda bir beni cimcisin demesi gibi bir şeydi bu anı tasa, toprağa ya da bedensel bir acıya Çevirme ihtiyacı.

Günlük tutmak, hayatlarında bir de kendi dillerinden kendilerine anlatmak ihtiyacındandı. Binlerce kelimeyi sadece kendi istedikleri biçim ve sırayla yan yana getirip kendi öykülerine anlam arıyorlardı.

Herkesin bir arayış hikayesi vardı, benimki de burada başlıyordu. Çoğu arayış gibi benimki de kaçışla başlıyordu. İçimdeki denizlerin bir kısmı okyanusa kavuşmak, bir kısmı minik dereler halinde sakince akmak istiyordu.