Umutlandı. Yüzü açık kalmış bir kitap gibiydi, aşk hakkında hiç söylemediği sözler satır satır okunuyordu. Mucizeler her zaman beklenir hayattan. Aşkın kendi varlığından gelen, iyileştirici bir gücü vardır ve kıyaslanacak olursa, aşkla geçen zamanın özgül ağırlığı, saatlerin gösterdiği zamanınkinden kat kat fazladır. Aşk zamanın yoğunluğunu arttırmaya muktedir olan tek kimyadır.
Ben hep birilerine aşık olduğumu sandım.
Sürekli bir yanılsamaya koşmuş olduğumu düşünüyorum şimdi, ne aradığımı bilmeden koştuğum ışık gibi bir şey. Işık ele geçmiyor, tutamıyorsun ışığı. Neden böyle olduğunu bilmiyorum, zaten bir önemi de yok artık. Bir tutkuya ihtiyacım vardı, yarattım. Aşkın ışık gibi bir şey olmadığını da anladım öte yandan. Aşk sen de olan bir şeymiş. Ama neymiş, hala bilmiyorum, hiçbir şeye de benzetemiyorum. Bugün beyaz bir şey, insana yolunu kaybet
tiren hatta korkutan, boğucu bir sis gibi; yarın bir ses mesela, seninle birlikte yaşayan bir çınlama, rahatsız oluyorsun baştan, ama alışıyorsun, senin bir parçan oluyor.
Hala dolaylıyım. Açık sözlü olmak sanıldığı kadar iyi bir şey değil çünkü, gerçek ağırsa, tanınmayacak kadar parçalanmış bile olsa her zaman ağırdır, açıkca söylenen sözler ustura gibi kesiyor insanı. Gerçek boşuna açılmış, şifasız bir yara haline geliyor. Ama açıkça söylemeyince de bir yere varılmıyor, insanı muallakta bırakan bir hal bütün hücreleri yıpratarak sürüp gidiyor.
Gerçek dağılıp parçalarına ayrıldıkça bilinç de kendinden şüphe eder hale geliyor öte yandan. İnsan kendi bilinciyle oynuyor, kelimeleri değiştiriyor, şu kelimenin yerine bunu, bunun yerine şunu söylediğinin farkına bile varmıyor. Ama değiştirilen kelimeler gerçekleri değiştirmiyor. İnsanın yaşadıklarına sahtelik hissi veren şey de bu, dilinin ucuna gelenler yerine bambaşka şeyler söylemek.