"Bu dünyada kötüler, benciller, yalancılar, sahtekarlar da varmış. Ben bunlara hiç ihtimal vermemiştim ama gerçek öyle değilmiş. Dünyaya bakış açım bile öyle değişti ki... Artık duyduğum her şeyi iki kere düşünür oldum. Ne kadarı yalan, ne kadar doğru diye..."
Çekmediğimiz acıyı, tatmadığımız sevinci tanımaz kalbimiz. Acı da olsa tatlı da olsa illaki kendi adımlarımızla yürümek isteriz o bilinmez yolları... Ama bazen de öyle şeyler yaşarız ki bu yollarda, "Keşke bana söylenenleri dinleseydim" deriz.
Hepimiz hayatı kendi geçmişimizin penceresinden gördüklerimizle değerlendirir, o görüntüler bize ne anlatıyorsa hayatın kendisini de ondan ibaret sanırız.
Düşünüyorum da şiddeti ne kadar içselleştirmişiz. İstemeden de olsa onu ne kadar normalleştirmişiz. Şiddeti kabul edip bir kenara koymuşuz da, bizi ilgilendiren sadece derecesi olmuş.
Kıskançlığı bazen o kadar olumlu bir duygu olarak görürüz ki her şeye katlanmamız gerektiğini düşünürüz. Kocan kıskandığı için pencereye dahi çıkmanı istemiyor mu? İdare et. Kocanın kıskançığı yüzünden yolda bir erkeğe selam bile vermekten çekiniyor musun? İdare et. Çünkü adam seviyordur. Seven kıskanır.
Artık toplum olarak kıskançlığın bir yerden sonra hastalıklı bir davranış biçimi olduğunu kabul etmeliyiz.