İç dünya ile dış dünya arasında bitmek bilmeyen bir savaş vardır; ah, varlığının bitmeyen ikilemleri; hep o değil mi soğuk kabuğundan başlayarak çekirdeğinin en korlaşmış noktasına kadar uzanıp tüm şekillerin içine sızan! Varlığının bitmeyen düalizmi, destansı eserlerinde mimari ve tutku arasındaki savaş adını almıştır
“Hepimiz Dostoyevski’nin insanlarını,sadece dönüşen ve dönüştürülen duygular,sinir ağları ve ruhtan yaratılmış varlıklar olarak tanırız.Bedenlerinde kanın dolaştığı varlıklar olduklarını nerdeyse unuturuz...”
Dostoyevski kimi tarif ederse etsin, varlığını kendi içinde sinir ağlarının uç noktalarına kadar sıkıca kavrar, onu düşler denizinin dibine kadar el yordamıyla izler, tutkusunu karış karış dolaşır ve sarhoşluğunu süzgeçten geçirir. Ruhsal özün tek bir nefesi bile boşa gitmez, karakterin tek bir düşüncesini bile atlamaz. Psikoloji zincirinin halkalarını, sanatına esir ettiği karakterin etrafına örer. Onda asla psikolojik yanılgılar yaşanmaz. İleriyi görebilen aklının, öngörülü mantığının çözemeyeceği herhangi bir düğüm yoktur. Ruh dünyasındaki hakikatte kusur veya ihlal yoktur. Zihnin ve vizyonun yaratmış olduğu bu sanat yapıtlarının gözden kaçması da tahrip edilmesi de imkansızdır!