Günay Qasımzadə

Giderek, her şeyden vazgeçe vazgeçe, sanki bir başkası oldum. ...belki de arayışımın bitimi kendimdim.
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
"insan bir et parçası olarak geldiği şu dünyadan mezarlık gübresi olarak mı gidecek? bütün sevinçler ve üzüntüler birer abartı mıydı? hiç manevra kabiliyeti yok mudur insanın? şu morgda yatan zavallı mesela. doğmayı o seçmemişti. ölmeyi de istemedi. iteklenerek girdi bir kapıdan, kıçına bir tekme yiyerek bir başka kapıdan dışarı çıktı şimdi. iki kapı arasında geçen zaman onun eseri olabilir mi? başını ve sonunu seçmediği yaşamını farklı ve özel yapabilecek ne kaldı geriye? rolex marka saati mi? kokmuş çoraplarını bile çıkardılar. ölüm ne acayip ülke, yolcuların kredi kartları ve iç çamaşırları gümrüğe takılıyor."
Tanrı beni yaratmakla ne kastetmiş olabilir?
İnsan sadece başkaları için değil, kendi için de bir gizem olmalı. Kendimi inceliyorum; bundan sıkılınca vakit geçsin diye bir puro yakıp düşünüyorum: Tanrının benimle ne kastettiğini ya da benden ne yapmak istediğini sadece O biliyor.
Alıntılar:
Hayatımda bir şeyi doğru yaptığımı bilmeye ihtiyacım var. "Ne olmak istediğim kişiye dönüşebildim ne de insanların beni görmek istediği kişiye. Hiçbir şey olmanın vücut bulmuş haliydim..." Sartre haklıydı : cehennem diğer insanlardır. Yalnızdım fakat bu yalnızlık bana aitti. Çünkü insanın çekileceği en güzel yer kendi içidir. İnsanın yok oluşuna niye üzülür ki insan?
Alıntılar:
Tanımak hayal kırıklığı. Ne demiş şair: "Fazla yakınlığın getirdiği uzaklıktayız." "beğendiğiniz bedenlere, hayalinizdeki ruhları koyup, bunu aşk sanıyorsunuz" Biriyle tanıştığımızda onun sadece dış çizgilerini görürüz. İçini kendi beynimizdeki renklerle doldururuz. Ve karşımızdaki kişi artık bizim bir düşüncemizin parçası olur. Ve aslında âşık olduğumuzu sandığımız şey de tam olarak budur. Bir düşüncenin parçası...