Günay Qasımzadə

Günay Qasımzadə
@Gunay2002
109 okur puanı
Nisan 2023 tarihinde katıldı
O halde, doğru yapılmış ritüel etkinliğinin ödülü olan ölümden sonra mutluluk verici varoluşun bir sonu olmalıydı. Peki ama o zaman bedenden ayrılan "ruh"a (atman) ne oluyordu? Hiçbir durumda onun tamamen yok olmasına olanak yoktu. Geride daha hayatta gerçekleştirilmiş sayısız davranış kalıyor ve bunlar belli "sonuçları" olması gereken sonsuz sayıda "neden" oluşturuyorlardı; başka bir deyişle bu sonuçlar burada, yeryüzündeki yeni bir varoluşta veya başka bir dünyada "gerçekleşmeliydi." Sonuç kendiliğinden ortaya çıkıyordu: Yeryüzü dışı bir öteki dünyada, ölüm sonrasındaki mutluluk veya mutsuzluk verici bir varoluştan yararlandıktan sonra, ruh yeniden bedenlenmek zorundaydı. Bu, "ruhgöçü" ((tenasüh), samsara) yasasıdır ve bu yasa bir kez keşfedildikten sonra Hint dinsel ve felsefi düşüncesine, hem "ortodoks" hem de heterodoks akımlara (Budizm ve Caynacılık) egemen olmuştur.
Tanrı'nın yanıtı oldukça gizemlidir: Kendi varoluş biçimini ima etmekte, ama kişiliğini açığa çıkarmamaktadır. Tek söylenebilecek olan, Tanrı'nın adının, modern bir ifadeye başvuracak olursak, varlıkla var olanın bütünlüğünü çağrıştırdığıdır.
Özgür iradeli eylem deneyimi, fiziksel nedensellikten bir hayli farklıdır. Tuzluğu tutan sizin eliniz olsa da, bu olayı bir fiziksel nedensellik zinciri olarak düşünmezsiniz. Yemeğinize tuz katmak istediğiniz için, bedeninden ayrılmış bir sizin verdiği kararın sonucu olarak deneyimlersiniz. Ruhunu eylemlerinin kaynağı ve nedeni olarak tanımlamak birçok kişiye doğal gelir. Psikolog Paul Bloom, 2005 yılında Atlantic dergisindeki yazısında, fiziksel ve amaçlı nedenselliği birbirinden ayırmaya doğuştan hazır oluşumuzun, dini inançların evrenselliğini açıkladığına dair kışkırtıcı bir iddiada bulundu. "Nesnelerin dünyasını temelde zihinlerin dünyasından ayrı algılayarak, hayalimizde ruhsuz bedenler ve bedensiz ruhlar canlandırmayı mümkün kılarız," diyordu. Algılamaya hazır olduğumuz bu iki nedensellik biçimi, birçok dinin merkezindeki iki inancı kabul etmemizi doğal hale getirir: maddi olmayan bir kutsal varlık fiziksel dünyanın nihai nedenidir ve ölümsüz ruhlar biz hayattayken geçici olarak bedenlerimize hükmeder ve öldüğümüzde bedenlerimizi terk ederler.
Sayfanın boş olan diğer yüzü ise McCandless'ın kısa vedasına ev sahipliği yaptı: "MUTLU BİR HAYAT YAŞADlM VE BU YÜZDEN TANRI'YA MÜTEŞEKKİRİM. HOŞÇA KALlN, TANRI HEPİNİZİ KUTSASIN." Bu son notun ardından, annesinin diktiği uyku tulumunun içine sürünerek bilinçsiz bir boşluğa kaydı. Tahminen ı8 Ağustos'ta, yabana adım atışının 112 gün sonrasında ve altı Alaskalının otobüse ulaşarak cansız bedenini bulmasının 19 gün öncesinde, öldü. McCandless'ın yaptığı son şeylerden biri, yükselmiş Alaska gökyüzünün altında, otobüsün yakınlarında kendi fotoğrafını çekmek oldu. Bir elinde son notu vardı; diğer elini ise cesur ve kutsayıcı bir şekilde kameraya doğru sallıyordu. Yüzü insanı korkutacak ölçüde zayıflamış, bir deri bir kemik kalmıştı. Ancak bu son saatlerinde kendine acımış olsa bile (çünkü çok gençti, çünkü çok yalnızdı, çünkü vucudu ona ihanet etmişti ve arzuları onu aşağı çekmişti), fotoğrafta bundan eser yok. Son fotoğrafındaki McCandless gülüyor ve gözlerindeki bakış çok net: Chris McCandless, Tanrı'ya ulaşmış bir keşiş gibi sakin, huzur içinde.
IKI YILDIR DÜNYAYI DOLAŞlYOR. TELEFON YOK, HAVUZ YOK, EVCIL HAYVAN YOK. SIGARA YOK. EN ÜST DÜZEYDE ÖZGÜRLÜK. AŞIRI UÇLARDA BIRISI. EVI YOLLAR OLAN GÜZELLIK DÜŞKÜNÜ BIR GEZGIN. BIR DAHA GERI DÖNMEMEK ÜZERE ATLANTA'DAN KAÇTI, ÇÜNKÜ "BATI EN IYISI". VE ŞIMDI. IKI BAŞIBOŞ YILIN ARDINDAN, SON VE EN BÜYÜK MACERA GELDI ÇATTI. IÇINDEKI SAHTE BENLlGl ÖLDÜRMEK VE RUHSAL DEVRIMINI ZAFERLE SONUÇLANDlRMAK IÇIN SON ÇARPIŞMASI YOK TRENLERINDE VE OTOSTOPLA ON GÜN ON GECE SÜREN YOLCULUGU ONU KUZEYİN GÖRKEMLI BEYAZLIGINA GETIRDI. YAKASINI KURTARDlGI MEDENIYET ONU DAHA FAZLA ZEHIRLEYEMEYECEK ARTIK YABANDA YITMEK IÇIN YÜRÜYOR. ALEXANDER SOPERBERDUŞ MAYIS 1992
Doğa