Bir güç dengesi düzenlemesi, tanımı gereği, uluslararası sistemin her üyesini bütünüyle memnun edemez; memnuniyetsizliği, mağdur tarafın uluslararası düzeni yıkmaya kalkışmayacağı bir seviyede tuttuğu sürece en iyi şekilde çalışır
Temiz bir geçmişe duyulan özlem ve mükemmel bir geleceğe duyulan istek arasında bocalayan Amerikan düşüncesi , her ne kadar II. Dünya Savaşından bu yana karşılıklı bağımlılık gerçekleri ağır basıyor olsa da , yalnızlık politikası ile yükümlülük alma politikası arasında bir sarkaç gibi sallanmaktadır.
Sanki bir doğa kanunuymuş gibi her yüzyılda, tüm uluslararası sistemi kendi değerlerine göre şekillendirebilecek güce , iradeye ve hem entelektüel hem de ahlaki güdüye sahip olan bir ülke ortaya çıkıyormuş gibi görünmektedir.