Sokrates der ki : “ Tanrılardan biri hazla elemi birleştirip karıştırmak istemiş, bunu başaramayınca , bari şunları kuyruklarından birbirine bağlayalım , demiştir.”
Metrodorus , kederin bir çeşit zevkle karışık olduğunu söylermiş, bilmem o da aynı şeyi mi söylemek istiyordu; fakat bana öyle geliyor ki insan kendini hüzne bile bile, isteye isteye, seve seve bırakır. İnsan mahsus da kederli görüne bilir; onu demek istemiyorum. Üzgün zamanımızda bile gülümseyen, hoşumuza giden, ince ve tatlı bir şeyler duyar gibi oluruz . Acaba bazı ruhlar için hüzün bir zevk , bir gıda değil midir?
Türlü milletlerin dinlerinde vardıkları, kurban, mum yakma , oruç, adak gibi ortak taraflardan biri de cinsel arzunun kötülenmelidir. Onun bir cezalanması demek olan sünnet bir yana , bütün kanılar bu konuda birleşir . Hoş bir bakıma insan denilen bu budala varlığı yaratma işini ayıklamakta, bu işe yarayan taraflarımızdan utanmakta pek de haksız değil ya ... İnsanın doğuşunu görmekten herkes kaçar, ama ölümünü görmeye hep koşa koşa gideriz . İnsanı öldürmek için gün ışığında geniş meydanlar ararız , ama onu yaratmak için karanlık köşelere gideriz .
Kitapları bir yana bırakır da dobra dobra konuşursak , aşk dediğimiz şey , arzulanan bir varlıkta bulacağımız tada susamaktan başka bir şey değildir gibi geliyor bana .
Biz pek şaşkın varlıklarız: Filanca hayatını işsiz güçsüz geçirdi, deriz; bugün hiçbir şey yapmadım deriz . - Bir şey yapmadım ne demek? Yaşadınız ya ! Bu sizin yalnız başlıca işiniz değil , en parlak en şerefli işinizdir.