Çözülebilecek sorunları çözmek için gerekli cesareti toplayın, çözülemeyecek olanları kabul etmek için gerekli dinginliğe ulaşın ve bu ikisi arasındaki farkı anlamak için gerekli hikmete sahip olun.
İlkin, herhangi bir inanca çok sıkı bir şekilde bağlanmaktan sakınırım. Hepimizin inançları vardır ama bunlara ne kadar sıkı bağlanırsak, tavır ve davranışlarımız da o kadar katı hale gelir. Haklı olduğuna kesin olarak inanan birisiyle bir tartışmaya girmişseniz, bu çabanın ne kadar boş olduğunu biliyorsunuzdur: böyle biri kendi bakış açısından başka bir bakış açısını asla kabul etmeyecektir. Böyle kişileri katı, esnek davranamayan, dar görüşlü, at gözlüğü takmış kişiler olarak tanımlarız.
Acı veren duygular yalnızca onlarla mücadele ederseniz kronik hâle gelirler. Mücadele etmeyi bıraktığınızda, bu duygular özgürce hareket edebilir hâle gelir ve (her zaman olmasa da) genelde oldukça hızlı bir şekilde bunu yaparlar. Duygularınıza varlıklarını kabul etme ile tepki verdiğiniz zaman, kronikleşmezler ve bu yüzden size zarar veremezler. Kabul etme, mücadelenin yarattığı kısır döngüyü kırar, zamanınızı ve enerjinizi hayatınızı güzelleştirecek eylemlere ayırmanız için size özgür kalma imkânı verir.
Kendinizi eleştirdiğiniz, horladığınız, yargıladığınız, aşağıladığınız ve suçladığınız düşünceler çoğu zaman motivasyonunuzu artırmaz, aksine azaltır.