Ecevitsiz bir hayat boya kalemsiz bir resim gibi, Ecevitsiz bir hayat o hep dinledikleri Firuze şarkısının nakaratı kesilmiş gibi, Ecevitsiz bir hayat baharda yeşillerin Firuze'nin rengini artık kıskanmaması gibi ve Ecevitsiz bir hayat portakalı unutulmuş portakallı kek gibiydi küçük Firuze için.
"Ecevit" diye ona seslendim. "Cebinde bisküvi var mı?"
Cevap gelmedi bir süre. Eli yanağımda olmasa beni bırakıp gitti sanacaktım. "Bisküvi mi?"
"Evet, tadı damağımda kaldı," dedim. Ecevit olmasa ölsem yemek yemezdim de sırf konuşmak için onunla konuştum. Yine bir süre sustu. Benimle konuşurken söylediklerini çok uzun düşünüyordu.
"Bisküviden sonra damağına başka tat değdi mi?"
Cevap vermedim.
Ben Firuze Akın. İşlemediğim suçun cezasını çeken o kadınım. Akın ailesinde işlenen hiçbir suç şahsi olmadı, her cezanın bedeli ödendi. En çok ben tarafından.
"Zeytin ezmeli ve beyaz peynirli yaptım. Hala en sevdiğin mi?"
"Hayır" dedi ve içimde ağlamamak için direnen o noktayı da kırdı. Hiç sesim çıkmıyordu. Bana on yıl bakmayan,ağladığımı biraz bile anlamazdı ama ben on yıl boyunca ağlar dururdum.
"Ama yerim."
"Peki en sevdiğin ne artık?"
"En sevdiğim yok artık."
Ümit bench'te ağırlık kaldırıyordu. Kulağında büyük kulaklıkları vardı. Bayağı terlemişti ve yüzünde azimli bir ifade vardı.
Dizlerimi kırıp yanına eğildim. Kulaklığından çıkan seste beklediğim şarkı We Are The Champions ya da We Will Rock You falandı. Açıkçası Deme Düşme Ocağıma diye bir şey duymayı beklemiyordum